Enver Aysever’e “babası cezaevinde tutuklu olan oyuncu Burcu Kutluk çıktığında” doğrusu programı pek izlemeyi düşünmüyorum...
Balyoz, Ergenekon davalarından tutuklu yakınlarının, “konuşmalarını dinlemeye yüreğim elvermiyor...”
Çaresizler...
En yakınlarını “savunmaya çalışırken” biçare durumlarıyla yürekleri dağlıyorlar...
İzleyemiyorum genelde onları...
Fakat tutuklu bulunan Deniz Kutluk’un kızı, oyuncu Burcu Kutluk’u dinlerken zamanın akıp gittiğini hiç fark etmiyorum...
Genç ve güzel bir kadın Burcu...
Oyuncu...
Galatasaray Lisesi’ni bitirmiş, Fransızca’da yüksek eğitim almış...
Enver’in zaman zaman espriyle hatırlattığı gibi “yoga” yapıyor...
“Yoga yoluyla insanlar arası sevginin, barışın, tek bir aile gibi huzurun ve birliğin sağlanabileceğini” düşünüyor...
“Bütün darbelere karşı...”
Babasının suçsuz olduğuna inanıyor...

Enver önemli bir soru soruyor Burcu‘ya;
- “Devlete karşı işlenen bütün suçları kapsayan bir affın çıkmasını istiyor musun?..”
Duraksamadan cevap veriyor bu soruya:
- “Evet istiyorum...” diyor...
Fakat esas cevabı arkasından geliyor:
- “Şu anda cezaevinde bulunan babamın ve birçok arkadaşının bu affı istemediğini biliyorum... Onlar affa tabi olurlarsa, suçlu olduklarının tescil edileceğini düşünüyorlar...
Onun için affı istemiyorlar...”
Doğru söylüyor...
Bir süre önce, “devlete karşı işlenen suçlarda geniş kapsamlı bir affın çıkması”nın mümkün olabileceğini yazıyorum...
Yazıya hiç beklemediğim tepkiler alıyorum, tutuklu yakınlarından...
- “Biz böyle bir şeyi istemiyoruz Reha Bey...” diyorlar...
- “Yakınlarımız afla çıkarsa, işlenen suçları kabul etmiş olacaklar... Onlar kendilerini suçlu görmüyorlar...”
Cevap vermiyorum yazılanlara...
Hayatı bir nebze rahatlatmak, gerilen hayatları, insanları, dünyaları bir nebze sevgiye ve huzura sevk etmek amacım...
Ben hayatı siyasi değil, insani düşünüyorum...
Çünkü hayatın esası; esasen insani...
Hayatın temsili, sanatsal olabileceği gibi siyasal da olabiliyor...
Fakat esas olan insan ve insan hayatı...
Burcu Kutluk’un “Babamlar istemez affı... Çünkü kendilerini suçlu hissetmek istemezler... Ama ben istiyorum...” dediğini duyunca, bir nebze ümit beliriyor içimde...
Bunca yıldır devam eden davalarda, belki gün gelip bir “af” sürecinin kapısı aralanır diye...
Kim bilir belki de “insani ve vicdani bir talep” yavaş yavaş galebe çalar ve “af” Kaf dağının arkasındaki bir umut olmaktan çıkar diye...
Tutuklu ve hükümlüler; “af istese de istemese de” ben af konusunu yazmaya karar veriyorum...
Devlete karşı işlenen suçlara karşı çıkacak bir affın, “toplumdaki huzursuzluğu, gerginliği ve derinleşen fay hatlarını” gidermeye bir nebze yardımcı olacağını biliyorum...
Dün bu satırları yazarken, Balyoz davasında önceki gün ekrana çıkan Burcu Kutluk’un babasının cezasının onanıp onanmadığına bakıyorum...
Görüyorum ki cezası onanmış...
Burcu’nun babası yarın akşam başlayacak Bayram tatilini ve Bayram’ı cezaevinde geçirecek...
Af çıkmadıkça, kim bilir daha kaç bayramı o cezaevinde geçirecek Burcu’nun babası...
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İrlandalı şair Seamus Heaney; “Vicdan Cumhuriyeti” isimli şiirinde şöyle der:
“Vicdanı bir ülke olarak tahayyül ettim...
Sessiz ve sakin bir yer...
İnsanın öz bilinciyle başbaşa kalacağı...
Kendisiyle yüzleşmekten kaçamayacağı bir yer...”
Kendiyle yüzleşmekten kaçamayacağım vicdan, “affın” gelmesi gerektiğini söylüyor...
Bu bu vatan ve bu insanların arasında barışın azar azar sağlanması için...
“Vicdan bazen sırt çevirsek, unutmaya çalışsak da oradadır...
Bütün köreltme ve olmadık mazeretlerle göz boyama çabalarımıza rağmen, en olmadık bir sessizlik anında içimizde bir yerdeki bir çekirdekten gelen bir fısıltıyla sesini duyurur...
Kaçmamıza izin vermez...
Hâlâ orada derinlerde bir yerde durur...
Böyle anlar insanlığın en değerli anlarıdır...
Vicdan bazen sızlar...”
GECCE’NİN GECESİ VE BALYOZ KARARLARI...
Kenan’ın (Erçetingöz) ismini cep telefonunda gördüğümde içimden “hayırdır” diyorum...
- “Sabah saatlerinde pek aramaz... Ne oldu acaba?..”
Balyoz davasında Yargıtay tarafından onanan kararları izliyorum pür dikkat...
Bir sürü hapis cezası, bir miktar tahliye, hatırı sayılır oranda da beraat var...
O kadar çok onama var ki, tahliye ve beraatlerin mutluluğunu duyamıyorum...
İnsan böyle duygusal bir varlık...
Davanın ilk başladığı günlerde, “askeri darbe süreçlerinin sonlanması için” umutla bekliyordum davayı...
Aradan geçen zaman içinde, tutukluluk ve cezaevi süreleri uzadı...
Tutuklu ve yakınlarının “dramları, gözyaşları yavaş yavaş insanın kalbini derinden yumuşatmaya başladı...
İnsan ister istemez hüküm giymiş olsalar da olmasalar da, daha fazla sayıda tutuklunun cezaevinden çıkmasını arzular hale geldi...”
Bu duygular içinde televizyon izliyorum...
Kenan’dan gelen telefon başka bir dünyanın yaşanmakta olduğunu da hatırlatıyor bana...
- “Bu gece, biliyorsun 12’ncisini yapacağız GECCE COM Ödüllerinin” diyor...
- “Kaçta geleceksin?..”
Kem küm ediyorum...
İçimden de aradığına şükrediyorum...
Bu ağır gündemin hayhuyu içinde Gecce Com’un gecesi çoktan kafamdan uçmuş...
- “Geleceğim” diyorum, “Geç de olsa geleceğim...”
Türkiye’de hayat bunca badireden geçerken, 12 yıldır Mekan Oscar’larını yapabilen bir Gecce Com başarısı...
Gül ve Kenan Erçetingöz çiftinin gurur tabloları ve geceleri...
Yazıyı bitirebilirsem gideceğim...
Onun için burada keseyim bari...

