Adnan Polat kahvaltıda karşıma çıkınca...

Haberin Devamı

Sabah çocuklarla birlikte erken kalktım her zaman olduğu gibi...

Kahvaltı salonunda ben günün gazetelerine göz gezdirirken, onlar da kahvaltı ediyorlar...

Ortalıkta dolaşıyorlar...

Sabah sabah kahvaltı salonunun masalarından kendilerine uzanan sevgi dokunuşlarından paylarını alıyorlar...

Kahvaltıları bitince onlar aşağıdaki oyun parkına gitmek istediler...

Ben de “günün ilk kahvesini“ günlerdir burada fırtına kopartan karayelin hafifleyen esintisinde yudumlayayım diye terasa çıktı...

Bir de baktım ki Adnan Polat eşi Ayşe‘yle köşedeki masaya oturmuş, sabah çayını içiyor...

***


Yanlarına oturdum, uzunca bir süre sohbet ettik...

“Ankara’da Egemen Bağış Bey’i makamında ziyaret ediyordum... Televizyon açıktı, sesi kısıktı... Bir de baktım benim evi gösteriyorlar... Sayın Bakan televizyonun sesini açar mısınız?.. dedim... Bakan Bey açınca, beni evi aramaya geldiklerini öğrendim...

Bakan bana sonu; ‘Ne yaptın sen’ dedi...

‘Hiçbir şey’ dedim...

Neyse sonra istediğiniz zaman gelin ifada verin dediler...

Gittik ifade verdik...

Bana mektubu sordular...

Başka bir şey sormadılar...“

***


Adnan Polat Başkan’ken, Galatasaray Başkanı niye eşiyle maçlara gitmiyor?.. Kadınları neden stada çekmek için aile resmi vermiyor?..” diye eleştiriyordum...

Konuşma esnasında Ayşe Polat, “Adnan Galatasaray işiyle uğraşırken, ‘kendi iç dekorasyonunu yaptırdığım tekneyle bastım gittim buralardan’ dedi...

Capri’ye, Sardunya’ya...

Kafamı dinledim, hayatımı kendi başıma denizlerde yaşadım... Gittiğm yerlerde pazara gidiyor, kendi alışverişimi kendim yapıyor, tekneye dönüyordum... Bu stersli hayatların içinde benim ne işim vardı?.. Öyle düşündüm...“ diyor...

O zaman anlıyorum eşinin neden maçlarda olmadığını...

***


Yorulmuş ve sıkılmış Adnan Polat...

Şike soruşturmasında Galatasaray’ın tutumunu birşey söylemese de pek olumlu bulmuyor...

Fenerbahçe’nin zor günlerinde, “onları hiç anlamayan, taraftarıyla empati kurmayan bir politika“ izlendiğini düşünüyor...

Fenerbahçe taraftarının gönlü kırık...

Böyle zor günlerde, beyaz sayfa açalım gibi lafları Galatasaray’lı tarzına pek yakıştıramadığını hissediyorum...

17 Mayıs 2006’da oynanan ünlü Denizlispor maçına geliyor söz dönüp dolaşıp...

“Ben o günlerde yeni gelmişim Galatasaray’da Başkan yardımcılığına...

Florya’da yatıp, Florya’da kalkıyorum...

Başka birşeyle ilgim yok...

Yalnız birşey var...

herkes Denizli-Fener maçının 17 dakika sarkmasından bahsediyor...

O maçın 17 dakika sarkması Fenerbahçe’nin aleyhine bir durum değildi ki...

Lehine bir durumdu...

Çünkü maç bitmeden son 17 dakika Denizlispor’un küme düşmeyeceği ortaya çıkmıştı...

Son 17 dakika Denizlispor Fenerbahçe’ye yenilse bile küme düşmüyordu, bu belliydi...

Buna rağmen Fenerbahçe maçı alamadı...

Rüştü’ye sormuştum o günlerde ‘Kaptan bu maçı nasıl alamadınız siz?..’ diye...

‘Maça çıkarken bacaklarımız titriyordu Başkan...’ diye cevap vermişti bana...

***


Sohbet yürüyüp giderken Polat’a Arena stadının açılışındaki ıslıklanma olayını soruyorum...

“25-30 senedir futbolun içinde yöneticilik yapıyorum“ diyor...

“Hayatımda sadece bir kez annemi ve babamı stada davet ettim... İlk kez ve hayatlarında tek bir kez geldiler maça...

O gün orada o ıslıkları görünce babam demiş ki ‘Yürü hanım gidiyoruz... Stadın yapımına hizmet verenlerin ıslıklandığı statta durmayalım biz... Bu tabloyu görmek istemiyorum... Çıkalım biz...’

Tek bir kez stada geldiler, Onda da ıslıklar olunca stadı terketmişler...”

Şimdi kendisi ve dostlarının birarada oturacağı deniz kenarında küçük bir site yapmayı tasarlıyor Adnan Polat...

Hayatın yorgunluğunu üstünden atacağı ve keyfiyle dostlarıyla sohbet edeceği bir ortamı bulacağı bir ortamı yaratmak amacıyla...

Ona tek bir söz söylüyorum:

“Senin ne kadar iyi bir Galatasaray’lı olduğunu Galatasaray taraftarı biliyor... Üzme canını...”

Bir de bir ekleme yapıyorum sonuna:

“Bir Beşiktaş’lı olarak ben de biliyorum bunu...”

*****


CENGİZ’İN YENİ DOĞAN BEBEĞİ...

Hayatımın en zor günlerinde yanımda oldu...

Varlığını hissettirdi...

Birilerinin tetiklediği bir operasyonla Taksim’in ortasında kendi arabamı çaldığım iddiasıyla götürülüp, işler sarpa sardığında alelacele salıverilirken, Ömer Özgüner ve Selim Akçin’le, karakola gelip onlarca kameranın önünden beni uzaklaştıran oydu...

İki yıl önce ikizlerim dünyaya geldiğinde, hastane odasına koştura koştura gelip ikizlere altınları takan da Ömer’le birlikte yine oydu...

Arkadaşlık ve dostluk böyle bir şeydi işte...

En özel günlerinde, en zor zamanlarında bir sesini, görüntüsünü hissetmek isterdiniz o insanın...

Bu dünyada yalnız olmadığınızı anlatırdı dostlar arkadaşlar size...

***


Bir gün birisi, telefonda “ya onları seçeceksin ya bizi” demişti...

Anlamamıştım ne demek istediğini...

Anladığımda ise çok öfkelendiğimi hatırlıyorum...

“Hangi güç sana bu lafları ettirebiliyor?.. Onlar benim arkadaşım... Öleceğimi bilsem, arkadaşlarımdan uzaklaşmam...” demiştim...

Dün kızı oldu, Faik’ler, Ömer’ler ‘hadi gidiyoruz’ hastaneye diye telefon ettiler bana...

Bodrum’daydım, gidemedim Nil Pera isimli bebeğimizin yanına...

Cengiz ve Berna (Semercioğlu) çok bekledikleri, istedikleri bebeklerine kavuştular dün...

Artık hiçbir şey eskisi olmayacak hayatımızda...

Artık çocuklar büyüyecek ve muhtemelen onlar arkadaş olacaklar... Biraz geç oldu ikimiz için de belki baba olma yaşı...

Ancak çocuklar babaları için nispeten geç olan şeyi farketmeyecek, onlar çocukluklarını ve hayatlarını yaşayacaklar...

Ne güzel bir şey seninle arkadaş olmak kardeşim Cengiz...

Allah analı ve babalı büyütsün güzeller güzeli kızın Nil Pera’yı...

*****


PALMALİFE’DAKİ ÜNLÜLER...

İki gün önce karayel çıktı fırtına var...

Havuzun oradan odaya yazı yazmaya çıkıyorum ki, orta yaşlı kaliteli bir yaşam tarzına sahip oldukları her hallerinden belli bir karı koca önümü kesti...

“Sizin yazınızdan sonra buraya geldik...” dedi hanımefendi...

Hani bu fırtına, bu rüzgar ne gibisinden de baktı sanki, ya da bana öyle geldi...

Uzun zamandır kaldığım yeri çok az yazıyorum ki, “hem reklam yapıyor demesinler, hem de herkes doluşmasın, şöyle ağız tadıyla huzur içinde bir tatil yapayım...” diye...

***


Buradaki günlerin sonuna geliyorum...

Artık ağız tadıyla yazabilirim...

Bu Palmalife öyle bir yer halini aldı ki bu sene...

Maşallah kimi ararsan burayı mutlaka bir ziyaret etti...

En son Adnan Polat ve eşi buradaydı...

Dün gece Berna Tokar, Özden Toker gibi crem de la crem masalar buraya kurulmuştu...

Bir gün çocuklarımla beyaz tüller arkasındaki cibinlikte hafif dalmışım, bir anda iki kadının dürtmesiyle uyandım...

Konservatuavardan sınıf arkadaşı Deniz’le (Uğur), Hande (Ataizi)...

Beni dürtükleyerek uyandırıyorlar... Ceyda Düvenci mi ararsınız, Hadise mi, Seren Serengil mi, Kenan Doğulu mu, Mahsun Kırmızıgül mü hepsi buranın plajından akın edip geçtiler...

Osman Müftüoğlu’nu falan saymıyorum o buranın SPA’sının doğal lideri...

***


Ship A Hoy’un sahibi Cemal (Yarar) kardeşim beni bu yaz tatil yapayım diye Türkbükü’nde tıklım tıklım olan yerlerinden birine değil, daha sakin diye buraya gönderdi...

Sakin dediği yer, bütün ünlülerin uğrak yeri oldu...

Özelllikle ses etmedim ki, daha fazlası gelmesin, burası iyice Bebek’te bir zamanlar sakin sakin kahvemi içtiğim yemeğimi yediğim Lucca’ya benzemesin...

Ne çare ki, akacak kan damarda durmuyor...

Palmalife artık, isteseniz de “mütevazi” ölçülere çekemeyeceğiniz bir yer...

Bu arada mutlu bir haberle yazı noktalayacağız anlaşılan...

Cemal’in kız arkadaşı Şenay, buranın Halka İlişkiler’ini yapıyordu...

Onlar ben çocuklarla tatil yaparken evlenmeye karar verdiler...

Yaz sonu 24 Eylül’de evlenecekler...

O Ship A Hoy’da olacak...

Bütün bir yaz gidemediğim Ship A Hoy’a o gün gitmek nasip olur inşallah...

DİĞER YENİ YAZILAR