Abdi İpekçi 12 Eylül darbesi olsun diye mi öldürüldü?..

Haberin Devamı

Onun ölümü benim meslek yaşamımın başlangıcıdır...

1 Şubat 1979’da öldürüldüğünde Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda birinci sınıf öğrencisiydim...

Abdi İpekçi öldürüldüğü gün, gençlik heyecanıyla okulu bitirmeden faal gazeteciliğe başlamaya karar vermiştim...

Milliyet evimize giren gazeteydi ve Abdi İpekçi’nin CHP-AP koalisyonu isteyen geniş tabanlı hükümet önerileri, “sağduyunun sesi” gibiydi...

Böylece Milliyetçi Cephe Hükümeti rafa kalkacak, Türkiye cepheler yerine sağ ve sol iki büyük partinin geniş tabanlı koalisyonuyla belki de bir uzlaşı dönemine girecekti...

***


O zamanlar Abdi İpekçi’nin bizzat bu koalisyonu savunduğu için öldürüldüğünü bilemezdim...

12 Eylül darbesi geldiğinde “en fazla şikayet edilen şeyin Türkiye’nin cepheleşmesi olduğu, terörün ve anarşinin bundan beslendiği söylenecekti...”

Belli ki Abdi İpekçi’nin ısrarla önerdiği CHP-AP koalisyonu gerçekleşse, “12 Eylül darbesi gerçekleşemeyecekti...”

Çünkü darbe, gerçekleşebilmek için esasen cepheleşmiş bir Türkiye’nin olmasını arzuluyordu...

Yani MC hükümetinin iktidarda kalmasını...

Yani CHP ile AP’nin Abdi İpekçi’nin uğraştığı gibi uzlaşmamasını...

Yani Türkiye’nin “savaşa” devam etmesini...

***


Abdi İpekçi’nin tetikçisi Mehmet Ali Ağca’nın cezaevinden kaçırılışı, korunuşu, perde arkasındaki tezgahın ortaya çıkartılamaması hep bu nedenleydi...

Bunları kafadan atmıyordum...

Darbeleri Araştırnma Komisyonu, Abdi İpekçi’nin 12 Eylül darbesine zemin hazırlamak için öldürüldüğünü açıkça söyledi, oradan referans alıyorum...

Benim gazetecilik hayatım okulun birinci sınıfında onun öldürülmesiyle başladı...

Sonra bir başka Genel Yayın Yönetmenim Çetin Emeç öldürüldü...

Hocam Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi, Uğur Mumcu gibi bir ustanın katledilmesi sanırım hep gizli karanlık ellerin “kamuoyunu hazırlama planları için” yürürlüğe sokuldu...

Darbelere giden yolların “karanlık noktaları” aydınlanmazsa, usta gazetecilerin hepsi boşuna ölmüş olacaklar...

Demokrasi gazetecilerin neden öldüklerinin arkasındaki cinayetlerin gizli ellerinin bulunmasıyla yeşerecek ancak...

*****


PKK SORUNU BİTMELİ...

Abdi İpekçi’nin öldürülme nedeni anlaşılmaya başladığından beri, “Milliyetçi Cephe ve karşısındaki solcu, cumhuriyetçi ve devrimci cephe” ayrımlarının Türkiye’yi darbelere götürdüğü iyice ortaya çıktı...

PKK meselesi ve terörü onun için mutlaka sona ermeli...

Bu terör halkı ikiye bölme potansiyeli taşıdığından Türkiye üzerinde oynanan bütün kanlı ve kirli oyunların zeminini oluşturuyor...

***


İmralı’nın bu olayın bir sonu olmadığını görmeye başladığını söyledi dün Tayyip Erdoğan...

Hala çok dikkatli ve hiçbir provokasyona meydan vermeyecek biçimde davranmamız gereken günlerden geçiyoruz...

Terörün bitmesi bizden başka kimin çıkarına olursa olsun, herkes bilsin ki öncelikle bu savaşın bitmesi Türkiye’nin çıkarınadır...

Kanlı ve kirli oyunlar, terör biter veya izole edilirse taca çıkar...

Her şeyiyle, barışın arkasında durmamız gereken günlerden geçiyoruz...

Bölünmeden esenliğe kavuşmak için...

*****


PARANIN SESİ...

Bir gün New York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar...

Gruptan biri Kızılderili’dir...

Yolda yürürken, insan kalabalığı siren sesleri, yoldaki iş makinelerininin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek, cırcır böceğini aramaya başlar...

Arkadaşları bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder...

***


Aralarında bir tanesi inanmasa da onunla birlikte cırcır böceğini aramaya başlar...

Kızılderili yolun karşı tarafına doğru yürür...

Arkadaşı onu takip eder...

Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin içinde gerçekten birk cırcır böceği bulurlar...

Arkadaşı hayretler içindedir:

- “Senin insanüstü güçlerin var...” der... “Bu sesin nasıl duydun?..”

Kızılderili;

- “Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek yok...” cevabını verir ve arkadaşına kendisini takip etmesini söyler...

***


Caddeye çıkıp kaldırıma geçerler...

Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırıma yuvarlar...

Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakar...

Hepsi ani bir refleksle ellerini ceplerine götürerek, paranın kendi ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol ederler...

Kızılderili arkadaşına döner:

- “Gördün mü” der, “Önemli olan, nelere değer verdiğin, neleri önemsediğindir... Verdiğin öneme göre, duyar, görür ve hissedersin...”

***


Hayatta meydana gelen şeylerin herkes için aynı anlamlar taşıdığını zannetmeyi bırakalı çok oldu...

Gerçek herkes aynı olayı kendi kodlamalarına göre okur...

O kodlara göre, değerlendirir, üzülür veya sevinir...

Önem verdiğini görür, önem vermediğini apaçık orada duruyor olmasına rağmen görmez...

Yaşamda mutlu olanlar, değerli olan şeyleri görebilenlerdir...

Çevrenizde değerli olan şeyleri görebilmeye ve fark edebilmeye başlarsanız, hırslarınızdan, ihtiraslarınızdan, egonuzun başkalarını tahakküm altına almaya yönelik saldırılarından kurtulur, ruhunuzun isteklerine kulak kabartarak mutlu ve mesut yaşarsanız...

Öyküye baktığımızda, sesi duyulan madeni paranın kendi cebinden düşüp düşmediğini kontrol eden onca kişinin bütün duyu organları paranın sesine fikslenmiş görünüyor...

Onun için madeni bir paranın düştüğündeki sesi bile herkesi alarma geçiriyor...

Cırcır böceğinden vazgeçtik, o sırada o kişilerin büyük çoğunluğu bir çocuğun, ihtiacı olan bir kadının ya da bir yoksulun sesini o hengamede duyamadıklarını söyleyeceklerdir...

Duyamadıkları şeyler kendi beyinlerinde “önemsiz gördükleri” şeylerdir...

İçinde önemli hissettiği her şeyi insan görür ve duyar...

“Olayları değiştirmeye çalışmayın... Algınızı değiştirin...” dememiz bundandır...

*****


SEVGİLİLER İÇİN ŞUBAT VE AŞK...

Şubat geldi nihayet...

Dört bir yandan Sevgililer Günü mesajları gönderilmeye başlandı...

Hediyeler, oteller, mekanlar, etkinlikler...

Kapitalist üretim biçiminin, Sevgililer Günü’nü bahane ederek yeni mallar, yeni ürünler satmak amacıyla karına kar katabilmek için kullandığı bir gün 14 Şubat...

Fakat böyle olması, bütün bir ayın sevgiyle ve aşk gündemiyle geçmesinin yanlış olduğunu göstermez...

Şubat’ın gelmesinden ve aşkın konuşulmaya başlanmasından mutluyum ben... Hoş geldin Aşk Ayı...

DİĞER YENİ YAZILAR