Haberin Devamı
22 yaşında yeni yetme bir gazeteciydim...
İngilizce ve yarım yumalak da Fransızca bildiğimden, beni “diplomasi” muhabiri yapmışlardı...
12 Eylül darbesinin ilk yılıydı...
Salı ve Perşembe günleri Dışişleri Bakanlığı’nda briefing yapılırdı...
Dışişleri sözcüsü, dünyadaki eleştirilere bizim verdiğimiz cevapları, bizim yaptığımız protestoları falan anlatırdı...
Dışişleri Bakanlığı’nın halılarla kaplı koridorları ve odalarından geçen diplomasi muhabirleri de zaten “yarım diplomat” gibiydiler...
Çokça, yabancı okullardan kolejlerden mezun olmuş, gazeteciliğe girince de “şef”leri tarafından dil bildikleri için doğal bir seleksiyonla “diplomasi muhabirliği”ne atanmışlardı...
Herkes yarı İngilizce yarı Fransızca, birazcık da Türkçe konuşurdu...
“Demarş’ta bulundunuz bu sayın büyükelçi?..” diye sorarlardı soruları...
Demarş girişim demekti...
Kimse “girişimde bulundunuz mu?..” demezdi mesela, “Demarş’ta bulundunuz mu” diyerek ukalalık yapardı...
O sırada Kızılay’dan bir vatandaş hasbelkader Dışişleri Bakanlığı’nın kapısından içeri girse ve hemen yanıbaşında briefing’in yapıldığı salonlardan birine süzülse ve olayı izlese, “Bunun bir basın bilgilendirme toplantısı” olduğunu mümkünü yok anlamazdı...
Sözcüler değişirdi...
Görev süresi gelen yabancı bir ülkeye büyükelçi olarak atanırdı...
Her büyükelçi içinden biraz “şu gazetecilerle işi kazasız belasız atlatsak da, şöyle keyfince iyi bir ülkede büyükelçilik yapsak” diye geçirirdi...
Sanıyorum Nazmi Akıman’dı sözcü o briefing’de...
Yine bir NATO zirvesi olmuş, yine Türkiye krizi çıkmıştı NATO toplantısında...
Henüz tıfıldım...
Yeni tanışıyordum Türkiye’nin dış dünyadaki diplomatik krizleriyle...
NATO toplantılarının bitimindeki zirvede her ülkenin Başbakanı ve Savunma Bakanı’nın arkasında oturuyordu o ülkelerin Genelkumay Başkanları...
Türkiye’de ise Genelkurmay Başkanlığı Savunma Bakanı’na bağlı değildi...
Onun için Genelkurmay Başkanı’nın NATO zirvelerinde savunma bakanının arkasında oturması “sözkonusu değildi...”
NATO zirvesinde Türkiye’ye bir ayrıcalık da yapılamıyordu...
Bu durumda Türk diplomasisi tek geçerli formül olarak, bizim Genelkurmay Başkan’larını son zirveye katmama kararı almıştı...
Genelkurmay Başkanı’mız olmuyordu bu toplantılarda...
Biz gazeteciler olay peşindeydik...
Birşey çıksa da deşelesek gibisinden...
Rahmetli gazeteci Özdemir Kalpakçıoğlu’ydu sanırım hemen atıldı...
-”Sayın Büyükelçi bizim Genelkurmay Başkanı neden yok zirvede?..”
Soru bir tahrik sorusuydu...
Nazmi Akıman, böyle provokasyonlara gelecek diplomatlardan değildi...
-”Zirvenin katılım koşulları bizim katılmamıza uygun değil...”
Soruyu kesmeyi hiç düşünmüyordu Kalpakçıoğlu...
-”Genelkurmay Başkanı’nın protokoldeki oturma düzenini beğenmemesi mi neden?..”
Sözcü, “Evet böyle” diyerek o günlerde bütün hışmı üzerimizde olan Avrupa’yı daha da öfkelendirmek istemiyor, ancak durumu da anlatmak istiyordu...
-”Herkes Türkiye’de nasıl bir hiyerarşinin olduğunu biliyor... NATO ülkelerinin Türkiye’nin bu hiyerarşisine saygı duymalarını beklemek hakkımız...”
İlk manşet çıkmıştı...
“Saygı gösterin bizim hiyerarşiye...”
Ancak yetmezdi bizim gibi gazeteciler için bu manşet...
Dönem 12 Eylül dönemi...
Demokrasi yok, parlamento kapalı, bize haber lazım manşet lazım...
-”Saygı göstermezlerse ne yapacağız sayın Sözcü?..”
Dönem 12 Eylül dönemi...
Parlamenter demokrasi günlerinde bile Türkiye bu zirveyi Genelkurmay Başkanı arkada oturacak diye veto ediyor, nerede kaldı askeri dönem?..
Nazmi Akıman, böyle durumlarda söyleyeceği en esaslı diplomatik cevaba sığınırdı...
Her diplomat gibi...
Cevap basitti ve bazen İngilizce bazen Türkçe verilirdi...
“No comment...”
Ya da Türkçesiyle “yorum yok...”
Dün yeni Genelkurmay Başkanı olacak Necdet Özel’in YAŞ toplantısında Başbakan’ın yanında oturmadığını, Savunma Bakanı’nın karşısında oturduğunu görünce bu anı gözümün önüne geldi...
Türkiye’de yeni Anayasa daha yapılmadı...
Ancak göstergeler, yeni Anayasa’da Genelkurmay Başkanlığı’nın Savunma Bakanlığı’na bağlanacağı izlenimi veriyor...
30 geçmiş üzerinden...
Akıman emekli oldu...
Hayat değişiyor...
Türkiye değişiyor...
Bizler de değişiyoruz...
YENİ GENELKURMAY BAŞKANI BİR FIRSAT OLMALI...
Büyük bir krizden geçti Türkiye...
Bir Genelkurmay Başkanı’yla üç Kuvvet Komutanı’nın aynı anda emekliliklerini istemeleri bir “pozisyon almadır...”
Ancak çok hızlı bir şekilde atlatıldı kriz...
Necdet Özel’in Jandarma Genel Komutanı’yken yaptığı konuşmalar, “hukuk”la ilgili referanslar, “gazetelerde çıkan her olayı sonuna kadar incelediklerini söyleyen” açıklamalar, yeni Genelkurmay Başkanı’nın “demokratik kişiliğinin referansları”dır...
Necdet Özel, yürütme için de, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tabanı için de şanstır...
Sonuçta Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki rahatsızlıklar, “demokratik hukuk devletine uygun bir şekilde” çözülebilir...
“Güven” meselesi, ilişkilerin normalleşmesinde en önemli meseledir...
Yeni Genelkurmay Başkanı’nın kişilik koordinatları, böyle bir güven ortamını, hem yukarısı hem de aşağısıyla sağlayabileceğini gösteriyor...
Umudumuz budur...
Türkiye’nin bu badirelerden ve krizlerden çıkışının yolu, sağlıklı bakış açısının kazanılmasındadır...
“Güven” sorunu bunun için aşılması gereken en önemli sorundur...
Hayırlı olsun yeni Genelkurmay Başkanı Türkiye için...

