28 Şubat’ın mağduru ve mağruru herkesin okuması için...

Haberin Devamı

Bugünlerde 28 Şubat’ta yapılanlardan hesap soruluyor...

28 Şubat’ın mağdurları, teker teker ortaya çıkıyor... Başlarına gelen olaylardan devr-i sabıklar çıkartıp, o sabıkların sonsuz mahkumiyetlerini istiyor...

Mağdurların bir kısmı ise, “Buradan yeni sorgulamalar, tutuklamalar, mağdurlar yaratmayalım, siyasi olarak hesaplaşalım, entelektüel olarak itibarsızlaştıralım, fakat cezaevleriyle kaynaştırmayalım” tezini benimsiyor...

O günlerin mağrurları ile muhtemelen sorumluları, asıp kesenleri, karşılarındakileri hiçe sayanları “hatalarıyla sevaplarını kendi içlerinde sorgularken” korku içinde yaşıyor görünüyorlar...

Çolukları çocukları ile kurdukları hayatlara müteakip, onbeş yıl sonra nasıl bir hesaplaşma yaşayacaklarını bilemiyorlar...

Başkalarını suçlayacak ihanetlere hazır bir yalnızlık, korku ve ürküntü içindeler...

O taraklarda fazla bezi olmayan ancak o dönemi fiili olarak yaşamışlar da var...

Onlar da ‘kıyısından köşesinden bize de mi bulaşır acaba’ diye kaygı içinde olanları izlemekteler...

***


Namütenahi tef çalanlar mevcut elbette bugün...

Günün ürkek bakışlılarına bir ‘N’aber lan’ çekmek, yanaklarından birer makas almak, müstehzi ironiler içinde ‘şehvetli yazılar’dan ustalık peydahlamak pek revaçta...

Kim haklı kim haksız?..

28 Şubat’ı yapanlar mı haklı, 28 Şubat’tan hesap soranlar mı?..

Zalim nerede, mağdur kim?..

Darbeci kim, irticacı kim?..

Hangisi demokrat, hangisi diktatör?..

Suçlu hangisi, suçsuz kim?..

Herkes durduğu siyasi pozisyona göre, korku eşiğini hesap ederek, kendince bir tavır alıyor...

***


Oysa bir kesimin iyice ürkekleştiği, bir diğerinin ise geçmiş ürkekliklerinden feyz alarak bugün keskinleştiği, böyle bir 28 Şubat yıldönümünde size kendinizi toptan sorgulayacağınız bir yazı gerek...

Size bugün, tam da günü olduğunu düşündüğüm, düşüncenizi ve kalbinizi açacak, Karma Yasası isimli bir spiritüel yasadan bahsedeceğim...

Ben de bu yasayı okumadan önce, hayattan, egodan, altın vuruşlardan, başarılı çıkışlardan, karşımdakine mesleki dokundurmalardan muaf birisi değildim...

Vicdanlı davranmaya gayret etsem de, benim de günahlarım, törpülenmesi gereken hırslarım, daha sevgi dolu olması gereken bir yüreğim, daha adil olması gereken bir vicdanım vardı...

***


Kendimi hayattan muaf tutup, insanlara didaktik bir çok bilmiş öğretmenlik yapmaya çalışmıyorum...

Geçmişten bugüne, sadece 28 Şubat’larda değil, çok başka yerlerde hepimiz ve herkes sürekli günahlar işlemekteyiz...

Hayat bir yerde durmuyor...

Bugün de aynı günahları, farklı şekillerde işleyenler mevcut...

Bu yasa mağdur ve mağrur herkesin okuması için bugün kaleme alındı...

*****


EĞER SİZİ AŞAĞILARSAM, AŞAĞILANMAK İÇİN BİR SEÇİM YAPMIŞ OLURUM!..

Spiritüel yasalardan biri de “Karma Yasası”dır...

Karma hem eylem hem de o eylemin sonucudur...

Sebep ve sonuç eşzamanlıdır...

Çünkü her eylem kendisine geri dönen, benzer bir enerji gücü yaratır...

Karma Yasası bize hiç de yabancı bir kavram değildir...

Herkes “Ne ekersen, onu biçersin...” sözünü duymuştur...

Belli ki hayatımızda mutluluk yaratmak istiyorsak, mutluluk tohumlarını nasıl ekeceğimizi öğrenmemiz gerekir...

Bu yüzden karma bilinçli seçimlerimizin sonucunu anlatır...

***


Hepimiz sınırsız seçenekler yaratabiliriz...

Varoluşumuzun her anında, sonsuz seçeneklerle imkanlar denizinde yüzüyoruz...

Bu seçimlerin bazıları bilinçli, bazıları ise farkında olmadan yaptıklarımızdır...

Fakat Karma Yasası’ndan en iyi şekilde yararlanabilmek için seçimlerimizi her an bilinçli ve farkında olarak yapmamız gerekir...

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, şu an olan her şey geçmişteki seçimlerimizin birer sonucudur...

Ne yazık ki birçoğumuz farkında olmadan bu seçimleri yaparız ve bu yüzden bunların birer seçim olduğunu düşünmeyiz...

Ancak bunların hepsi kendi seçimlerimizdir...

***


Eğer sizi aşağılayacak bir şey yaparsam, büyük ihtimalle aşağılanmak için bir seçim yapmış olurum...

Eğer size iltifat edersem, memnun edilmek, övülmek için bir seçim yapmışım demektir...

Bunu bir düşünün: Bu hala bir seçimdir...

Sizi gücendirebilir ve aşağılayabilirim ve siz gücenmemek üzerine bir seçim yapmış olabilirsiniz...

Aynı şekilde size iltifat edebilirim ve siz övülmeye izin vermemeyi seçmiş olabilirsiniz...

Başka bir deyişle çoğumuz sonsuz seçimler yapabilecek olmamıza rağmen, dış etkenler tarafından tetiklendiğimizde şartlanmış reflekslerimizle alıştığımız bir davranış biçimiyle hareket ederiz...

***


Bu şartlı refleksler Pavlov deneyindeki gibidir...

Pavlov’un ünlü köpeklerle yaptığı çalışmalardan gelir...

Eğer bir köpeğe zili her çalışınızda yiyecek bir şey verirseniz, kısa bir süre sonra köpek sadece zilin sesiyle bile salya salgılamaya başlar...

Çünkü köpek bir uyarıcıyı, diğer bir uyarıcıyla ilişkilendirir...

Çoğumuz geçmişteki şartlanmalarımızdan dolayı çevremizdeki bir uyarıcıya, tekrarlanan ve tahmin edilebilir tepkiler veririz...

Reaksiyonlarımız otomatik olarak insanlar ve koşullar tarafından tetiklendiğinden, varoluşumuzun her anında yaptığımız seçimlerin bizim elimizde olduğunu unuturuz...

Yani kendi seçimlerimizi farkında olmadan yaparız...

Eğer seçimlerinizi yaparken, bir an kendinizi bir adım geri çekip yaptığınız seçimlere dışarıdan tanıklık ederseniz, bütün bu süreci bilinçaltı dünyasından bilinçli bir dünyaya taşırsınız...

***


Bilinçli seçim yapma ve tanıklık etme çok güçlü bir yöntemdir...

Herhangi bir seçim yaptığınızda kendinize iki şey sorun...

Birincisi “Bu seçimin sonuçları ne olabilir?..”

Bu sorunun cevabını kalbinizde bulacaksınız...

İkinici ise “Şu an yapmakta olduğum seçim bana ve etrafımdakilere mutluluk getirecek mi?..”

Cevabınız ‘evet’ ise, devam edin ve seçiminizi yapın...

Eğer cevabınız ‘hayır’ ise, bu cevabınız size ve etrafınızdakilere üzüntü getirecekse, bu seçimi yapmayın...

İşte bu kadar basit...

***


Peki geçmiş karmalar ve sizi şu anda nasıl etkiledikleri konusu ne olacak?..

Geçmiş karmalar için yapabileceğiniz üç şey var:

Birincisi karmik borçlarınızı ödemek...

Birçok insan farkında olmadan bunu yapar...

Siz de bu yolu tercih etmek isteyebilirsiniz...

Yapabileceğiniz ikinci şey;

Karmanızın şeklini değiştirmek ve arzu ettiğiniz bir deneyime dönüştürmektir...

Karmik borcunuzu öderken kendinize sorabilirsiniz...

“Bu deneyimden ne öğrenebilirim?..

Bu bana niye oluyor?..

Evrenin bana verdiği mesaj nedir?..

Bu deneyimi diğer insanların yararı için nasıl kullanabilirim?..”

Örneğin şu anda ben, Karma Yasası’nı sizlere aktararak, insanların yararı için bir ‘tohum’ atıyorum...

***


Karmayı çözümlemenin üçüncü yolu ise, onun ötesine geçerek onu aşmaktır...

Bir başka deyişle karmanın titreşiminden daha yüksek bir titreşime geçmektir...

Karmayı aşmamız ondan bağımsız hale gelmemiz demektir...

Karmamızı aşmamızın yolu boşluğu “Öz”ü ruhu deneyimlemektir...

Bu akan suda kirli bir çamaşırı yıkamaya benzer...

Her yıkayışınızda bir parça kiri temizlersiniz...

Yıkamaya devam ettikçe çamaşır da temizlenmeye devam eder...

Düşünceleriniz arasındaki boşlukta daha derinlere gidip gelerek karmanızı yıkar, yeni karmanızın tohumlarını dönüştürürsünüz...

Bu da ancak meditasyon yaparak olur...

Deepak Chopra...

*****


DEMOKRASİ VE GAZETECİLİK STANDARTLARI...

Başlayan her hesaplaşma, “Türkiye’de gazetecilik yapmayı daha fazla zorlaştırıyor...”

Aslında hesaplaşmalar, elbette gazeteciliğin nasıl yapılmaması gerektiği üzerine dönüyor...

Fakat o kadar “gazeteciliğin ruhuna aykırı” şey de bu arada söyleniyor ki bu tartışmalar arasında, bundan sonra kim nasıl gazetecilik yapabilir meçhul...

Doğrudur; bir gazeteci, darbecilerle iş tutup darbe yapmaya çalışmamalı...

Peki bir gazeteci, önüne haber diye gelen her kaseti yayınlarken “Ben darbecilerle işbirliği mi yapıyorum acaba” diye mi sormalı?.. Bir gazeteciye söz konusu kasedin darbe yapmak isteyen odaklar tarafından üretildiği malum mu olacak?..

***


Fadime Şahin ya da Aczimendi lideri Müslüm Gündüz’ün, o dönemde Fadime Şahin’le iş tutan Ali Kalkancı’nın “karanlık ve esrarlı” adamlar oldukları yolunda şaibeler var bugün...

Ancak o günlerde kimsecikler, Ali Kalkancı’nın ya da Müslüm Gündüz’ün “kimliğini” sorgulamıyordu...

O gün adamın evi basıldığında bir gazeteci ne yapmalıydı?..

“Bir dakika bu Müslüm Gündüz karanlık odakların adamı mı acaba” deyip haberi görmemeli miydi?..

Bugün birçok soruşturma, iddia ve olayın haberi yapılıyor...

Elbette yapılacak...

Yapılan bu haberler, yarın üzerinden 10 yıl geçtikten sonra “Bunlar tamamen senaryoydu” dense, bugün haberleri yapanlar “Gazetecilik değil bilinmeyen ve adı henüz belli olmayan bir terör örgütüne hizmet ettiler” dense gazeteci buna nasıl cevap verecek?..

***


Bir gazeteci elbette kaleminin ya da programdaki eleştirisinin dışındaki sivil iktidarları başka yöntemlerle düşüremez, düşürmeye tevessül edemez, kirli oyunların içinde olamaz...

Fakat bir gazetecinin aynı zamanda bir iktidarı beğenmeme, eleştirme, karşı çıkma, toplum için kötü gördüğü hallerini deşifre etme hakkı yok mudur?..

Bu hak her daim, birilerinin ekmeğine yağ sürmez mi?..

Gazeteci birilerinin ekmeğine yağ süren her eylemini sorgulamaya kalkarsa, daha da beteri, yaptığı her haberi “Bu hangi odağın kirli emeline hizmet ediyor” diye yapmaktan vazgeçerse, nasıl habercilik ya da gazetecilik yapacak?..

Bakanların zorla istifa ettirilmesi gazetecilik faaliyeti değildir elbette...

Fakat Genelkurmay’da herkese açık “irtica ve bölünme tehdidi” brifingine katıldı diye bir gazeteci nasıl suçlanabilir?..

O günlerde Genelkurmay’ın tehdit stratejisi yapması, kanunlara göre kendisine hak olarak verilmiş bir uygulama değil mi?.. Gazeteci bu uygulamayı mı sorgulamalı, yasanın öngördüğüne karşı çıkarak direniş mi göstermeli?..

“Darbe olsun” demek suç elbette...

Peki, “Milli Güvenlik Kurulu’nda askerler irtica konusunda hükümete baskı yaptılar” demek suç mu?..

“Hükümetle askerler, nezaket kuralları içinde hasbihal ettiler” mi denmeliydi?..

Yarın; bugünün tersi olsa, birileri çıkıp “Siz sadece sızdırılan haberleri yazdınız... Sizler bir terör ötgütünün uzantısısınız” dese, bir gazeteci buna nasıl cevap verebilecek?..

Gazetecilik adı altında işlenen “şantaj, çete, şiddet” gibi suçlar, gazetecilik suçları değiller elbette...

Fakat gazetecilik yaparken, birilerinin amaçlarıyla paralellik taşımak da bir gazetecilik suçu değil...

Bunlar ayrılmalı ki, gazeteciler hala gazeteci olarak kalabilsinler... Hem bugün...

Daha önemlisi, hem de yarın...

Sivil bir anayasa onun için önemli...

DİĞER YENİ YAZILAR