Son yıllar Türkiye’nin “Neo Osmanlı”yı (Yeni Osmanlı), Osmanlı padişahlarını, Abdülhamit’i, Osmanlı’nın uygulamalarını tartışmaya, yaşam öyküsü olarak da Kanuni Sultan Süleyman’ı, İkinci Mehmet’i (Fatih) yaşamaya başladığı dönemdir... Bir imparatorluğu yok etmeye giden sürecin en dip noktasında, yeniden bir dirilişin meydana geldiği tarihtir 19 Mayıs 1919...
Bu coğrafyada yaşayan insanların, “sizler için hayat bitti” dendiği noktada, “Hayır bitmedi” deyişinin milli refleksidir 19 Mayıs ve o gün başlayan mücadele...
Hayatı eksik okuduğumuz yer, “19 Mayıs 1919’un, bu ülkenin ve milletin yeni diriliş mücadelesinin ilk elle tutulur refleksi olması gerçeği” değil...
Bu gerçek orada ve duruyor...
Kimsenin karşı çıkamayacağı, kimsenin zaten karşı çıkmaması gerektiği bir yerde duruyor...
19 Mayıs “bu ülkenin yeniden diriliş refleksinin tarihsel ve kutsal zamanlaması”dır... Eksik okuduğumuz nokta; “Devletlerin zaman içinde isim değiştirseler de, içlerinde ve derinlerinde bir devamlılık halinin olduğunu” anlamama gerçeğidir...
Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgiyle, dağılan ve yok olma sürecine giden Osmanlı, Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından mücadelesi 19 Mayıs’ta başlayan yeni Cumhuriyet’le “devlet” olarak örgütsel devamlılığını sürdürmüştür...
Yeni Cumhuriyet bağımsızdır...
İstiklali ve istikbali sağlamıştır bu topraklarda...
Ancak aynı zamanda yok edilmeye çalışılan Osmanlı’nın, bitmediğini, tarih sahnesinden ‘silindi’ gözükse de, yeni bir kimlik, hüviyet ve aidiyetle bu topraklarda varlığını sürdürdüğünün tescilidir...
Selçuklu’dan Osmanlı’ya devrolan tarihsel süreç, Osmanlı’dan da; 19 Mayıs 1919 direnişiyle, Türkiye Cumhuriyeti’ne geçmiştir...
“İstanbul’a oturan, emperyalist devletlere karşı Anadolu’dan başlayan mücadele biter gibi görünen Osmanlı’nın bitmeyip, yeni bir kimlikle yeniden dirilişinin mücadelesidir...”
Bu ‘diriliş’ işgal ve boyunduruk altına alınmaya çalışılan bir milletin, “şekil, şemal, kimlik ve felsefe” değişikliğiyle, yeni oluşan şartlara ve rüzgarlara uygun bir yapıyla ayakta kalabildiğini gösterdiği mücadeledir...
Milletlerin ve devletlerin tarihleri “derinlerde ilginç bir devamlılık ve benzerlikler” gösterir...
Osmanlı Miralay’ı Mustafa Kemal, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir Cumhuriyet Mareşali’dir...
Ancak “Bu mareşal aynı zamanda bir Osmanlı miralayıdır...”
Mustafa Kemal’in askeri meslek kariyerindeki iki önemli durak, gerçekte bir milletin ayrı isimler, devletler aidiyetler ve rejimler altında devam eden tarihinin “özünde aynı ve bir” olduğunu gösteren ispatlardır...
19 Mayıs 1919’da Topkapı Sarayı’nın önündeki sahile gömülmeyeceği ve tarih sahnesinden silinmeyeceği anlaşılan bu millet, bugünden sonra da bölgede ve dünyada oluşan yeni şartlara, konjonktüre ve rüzgarlara yenilmeyecektir...
Tersine onların yeni rüzgarlarından, yeni bir sinerjiyle çıkmasını bilecektir...
Tarihin ve bu milletin her şart altında ayakta kalmasını becerebilen “siyasi diriliş refleksi” Anadolu’daki kardeş savaşını sona erdirecek “barışı sağlayacak”tır... Osmanlı Miralay’ı Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşı’ndaki direnişiyle, Samsun’a ayak basışındaki tarihsel köprü, aynı bireysel ve siyasi tarihin parçalarıdır...
19 Mayıs’ta Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basmasıyla başlayan “diriliş”, aslında Osmanlı’nın tarihten yok olmama savaşının ta kendisidir...
Çanakkale’deki Miralay’la, yıllar sonra Ankara’daki Mareşal aynı insandır...
Miralay’ın Osmanlılığıyla, Mareşal’in Türkiyeliliği aynı nüvenin değişik tezahürleridir...
Osmanlı bugün Neo-Osmanlı biçiminde yeniden ayağa kalkmaya çalışıyorsa, bunu 19 Mayıs 1919’a borçludur...
19 Mayıs’ın varlığını; bizzat Osmanlı’ya borçlu olduğu gibi...
Bunları anlayamazsak tarihi doğru kavrayamayız... 19 Mayıs Bayramı’nız “geçmişten geleceğe uzanan tarihsel köprü”nün muhteşemliğinin bilinciyle; kutlu olsun hepinize...
ACUN VE GANİ ALACAKLARININ ÜZERİNE BİRER SOĞUK SU İÇEBİLİR!..
Gani Müjde arkadaş hemen bir açıklama yapmış;- “TMSF’nin el koyduğu Show TV’den en büyük alacaklı ben ve Acun’dur...” demiş... Umarım alacaklarını alırlar...
Ancak TMSF’ye borç nedeniyle geçen kanallarda “alacak verecek davaları” enteresan bir hal alıyor...
Star televizyonuna da birkaç yıl önce TMSF tarafından el konmuştu...
Maalesef avukatın bütün çabaları gösterdiğini söylemesine rağmen; Star televizyonunda yaptığımız programlardan kaynaklanan alın terimizin ve göz nurumuzun hakkı ücretleri alamadık...
Star televizyonu, TMSF tarafından bir süre idare edildikten sonra güzel güzel Doğan grubuna satıldı...
O zaman da alamadık...
Enteresan bir şekilde “ne geçmiş ne gelecek yönetimler borçlardan sorumlu” oldu...
Alacaklarımızın üzerine birer bardak su içmemiz söylendi avukatlarımız tarafından...
Hazır Gani arkadaş Acun‘u da örnek göstererek “alacaklarını hatırlattığı için...” söyleyeyim dedim...
Belki bir faydası olur onlara...
BİZ 19 MAYIS’TA DOĞAMADIK!..
Bugün bu milletin 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’le arkadaşlarının önderliğinde yeniden dirilişinin yıldönümü...
19 Mayıs bir dirilişin ve yeniden bağımsızlığı kazanışın yıldönümü...
Ancak 19 Mayıs “bir milletin doğum” tarihi değil...
Eğer 19 Mayıs’ı “bir doğum”un bayramı olarak kutlarsak, 19 Mayıs 1919’a kadarki varlığımızı ve hayatiyetimizi inkar ederiz...
Ben kendimi yani Türkiye Cumhuriyeti’ni inkar edemeyeceğim gibi, dedemi yani Osmanlı’yı da inkar edemeyeceğim...
Ben doğduğum İstanbul’u, yaşadığım Boğaz’ı, genlerime işleyen çağdaş yaşam tarzını inkar edemeyeceğim gibi, dedemin memleketi Kerkük’ü, Sarıkamış’ta donarak kaybettiği ayak parmaklarını, benim hayatiyetimin geçmiş duraklarını da inkar etmeyeceğim...
Her kim ki bana, “Batılı olmak için dedemi ve onun hayatını önemsememi” söylüyor, onu kaale almayacağım...
Keza her kim ki, bana Ortadoğu’dan ibaret bir kültür ve coğrafyadan ibaret olduğumu söyleyecek, ona da rağbet etmeyeceğim...
Milletimin yeniden dirilişini sağlayan Selanikli “dev”i unutmayacağım...
Osmanlı padişahlarının öz annelerinin, hep suyun öteki tarafından olduğu gerçeğini zinhar aklımdan çıkarmayacağım...
Balkanları kaybettiğinde Osmanlı, çok sevdiğim kulübümün kırmızı olan renginden imtina ederek “siyah”la bütünleştiğini aklıma yazacağım...
Genlerimde Ortadoğululuk kadar varolan Avrupalılığı, başka devlet öyle istedi diye genlerimden ve hafızamdan silmeye çalışmayacağım...
Kendimi başkalarının beni görmek istediği biçimlerde ve şekillerde değil, kendi olduğum şekillerde yaşayacağım...
Batılı ve doğulu ikili gen yapım, iki coğrafyada yaşayan bir milletin ferdi olduğum, ne Avrupalılıktan ne de Ortadoğu’daki köklerimden vazgeçmeyeceğim gerçeğini teyid edeceğim...
Ben kişisel hayatımda “geçmişimle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı, barışmayı ve kendi gerçeğine vakıf olmayı uğraş edinmiş bir ademim...”
Kendi hayatım için verdiğim uğraşı, “kendi yaşadığım toplum için de” vereceğim tabii olarak...
Elbette bu toplum “geçmişiyle yani Osmanlı’yla ve Cumhuriyet’le yüzleşecek... Hesaplaşacak... Barışacak... Kendi gerçekliğine vakıf olacak...”
19 Mayıs bende bu duyguları uyandırıyor bugün...

