18 Aralık 2013 tarihli yazı...

Haberin Devamı

“Şu anda Türkiye’de yaşanmakta olan adı konmamış global çaplı çok büyük bir savaş”...

Bu savaş seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte giderek şiddetlenecek, büyük kırılmalara yol açacak...

Bu savaşı, “bir ülkenin, normal demokratik hukuk düzeni, gelmiş geçmiş gelenekleri, oturmuş sistemi, muktesebatı eksenindeki tanımlamalarla anlatmaya çalışmak” okuyucuyu aptal yerine koymak anlamına gelir...

Kendimi aldatmayayım...

Boyutlarını ve içeriğini kimsenin tam olarak kestiremediği; genel anlamda AKP-Cemaat ittifakı olarak bilinen ittifak ayrışıyor...

Çatırdaması, ayrışması, parçalanması, büyük bir hesaplaşmaya neden oluyor...

***


Olaylar bu hesaplaşmadan ibaret değil...

Hesaplaşmanın ve ayrışmanın arkasında, başka ittifaklar ve saflaşmalar var...

Para var; ulusal ve uluslararası sermaye var, global güçler ve talepleri var...

Eksik kalan ve yeterince denetime açık olmayan bir demokratik sistem var...

Bu savaş ağırlaşarak seçimlere kadar devam edecek...

Yerel seçimlerde biteceğini sanıyorsanız yine aldanıyorsunuz...

Bitmeyecek, tersine artacak...

Seçimlerin sonuçlarına göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde etkisi, tahrip gücü ve boyutları büyüyecek...

***


Dün sabah bu hengamenin ortasında kafamı toplayabilmek, biraz da boşaltabilmek için spor yapıyordum...

Akl-ı selim sahibi olduğu her halinden belli orta yaşlı bir adamcağız yolumu çevirdi:

- “Size bir şey sorabilir miyim?..” dedi...

Ona cevap verebilecek durumda ve psikolojide değildim...

Yolda durup dururken karşıma çıkıp; aklına aniden gelen soruları rastlaştığı insana zorunluymuşçasına metazori soran kişilere pek yanıt vermekten de hoşnut olmazdım...

***


Muhatabımı kırmamaya özen göstererek, cevap verebilecek konumda olmadığımı anlatmaya çalıştım...

- “Spor yapıyorum...” dedim...

- “Kısaysa buyrun sorun...”

- “Bu ülkede akıl sağlığını yerinde tutarak yaşamak nasıl mümkün acaba?..” deyiverdi...

***


Soruyu soran orta yaşlı adamın siyasi görüşünü bilmiyordum...

Sormadım, konu uzayacaktı...

Hangi olaylara referans yaptığını da bilmiyordum...

Akıl sağlığını tehdit edecek noktaya getiren olayları anlatmasını istesem mevzu kim bilir nerelere kayacaktı?..

Fakat orta yaşlı adamın; olayların gelmiş olduğu durum hasebiyle akıl sağlığını koruma konusunda benden tavsiye isteme noktasına gelmiş olması vahimdi...

O kadar içten, o kadar nahif, o kadar kısa, o kadar net ve yalın sormuştu ki soruyu...

- “Bu ülkede akıl sağlığımızı yerinde tutarak yaşamak nasıl mümkün acaba?..”

Kızamadım ona!..

- “Bu ne biçim sorudur” diyemedim...

- “Sen beni ne zannediyorsun deli doktoru falan mı” diye hakarete yeltenemedim...

***


Aynı tevekkülle, aynı sakinlikte, aynı nahiflik ve aynı yalınlıkta kısa ve tek cümlelik bir cevap verdim...

- “Bilmiyorum...”

Hafif bir gülümseme vardı; yüzümde cevabı verirken...

***


Dün bazı okuyucular soru soruyorlardı...

- “Bunca olay oluyor... Bir şey yazmıyorsunuz...”

Oysa çok şey yazıyordum...

- “Yazdım ya daha ne yazayım?..” diyorum...

Olaylar başlar başlamaz yazdığım yazıyı hatırlatıyorum...

Ne ki...

Şu anda ilk gün yazdığım yazıya, eklenecek çok şey var ama hiçbir şey yok...

Heyecanlı bir gerilim filminin enstantane enstantane gidişatını izliyoruz...

***


Hayat, evren, güneş sistemi galaksisinde bir hücre konumunda bile olmayan insan...

Heyecanlı ve gerilimi yüksek bir siyasi hesaplaşmanın ortasında, bunları duymak yerine her kavgadan “Oynat Uğur’cuğum, pozisyonu baştan alalım Uğur’cuğum...” mantığında, ratingi ve köpürtüsü okkalı laflar etmek, elbette iştah artırıcı bir yazı üslubu olacak...

Fakat ben iştihamı evrensel gerçeklere ve evrenin sırlarına saklayacağım bugünlerde...

“İçimizdeki trilyonlar”

Evrenin sırlarıyla ilgili okuduğum en ilginç yazılardan biri olan Ahmed Hulusi’nin “Madde Üstü” yazısından bazı alıntılar aktarmak istiyorum bugün size...

“İçimizdeki trilyonlar” başlığı onun koyduğu başlık değil...

Ben koydum o başlığı...

***


“Madde bizim algılama organlarımıza göre varsaydığımız yapı...

Fakat bir de bunun “Üst Boyut”u var...

Bir insan vücudunu ele alalım...

Bu bedende trilyonlarca hücre var...

Bu hücreleri biz bugün çok yüksek büyütme kapasitesi olan mikroskoplarla görebiliyoruz...

Esasında vücudumuzdaki bu hücrelerin milyarlarcasının faaliyetinden haberimiz yok...

Farkında bile değiliz...

O hücrelerin her biri belli bir canlılık ve kendi yapısal özelliği içinde bir faaliyet halinde...

Fakat biz bunun farkında değiliz...”

Evrenin neresindeyiz biz?..

“Trilyonlarca hücreden meydana gelen insan bedeni, aslında tek bir hücreden oluşuyor...

Bu tek hücrede mevcut kromozomlardaki genler, sayısız bilgileri ihtiva ediyor...

Değişik bileşimlerle, örneğin bir böbreği, bir karaciğeri, bir mideyi, kalbi, beyni meydana getiriyor...

Tümüyle apayrı görevler yapan organların kendine has bir bilinci, bir çalışma sistemi var...

Ancak biz dışarıdan baktığımızda ‘insan bedeni’ diyoruz...

Bunu bir tek yapı olarak ele alıp değerlendiriyoruz...

Nasıl ki, biz hücreleri göremiyorsak, kendi algılama boyutumuzda kendi algılama araçlarımız olan organlarımızla, bedendeki bu faaliyetleri değerlendiremiyorsak...

Karaciğer, kalp, böbrek gibi tanımlamalarla kabaca olaya yaklaşıyorsak, bunun aynısını bir “üst boyutta” da yaşarız...

***


Eğer uzaydan belli bir mesafeden Dünya’ya bakarsanız, Dünya’nın üzerinde doğru dürüst ne bitkileri, ne hayvanları, ne insanları görürsünüz...

Dünya tek başına bir kütle halindedir...

Oysa Dünya üzerinde bir insanlık alemi var...

Hayvanlar alemi ve sayısız nebatlar (bitki)var...

Bunlar de kendi içinde sayısız türlere ayrılırlar...

Herbirinin kendine has bir özelliği var...

***


İnsan denen yapının bir bilinci olduğu gibi, Dünya denen yapının da kendine has büyük bir bilinci var...

Dünya’nın bir bilinci olduğu gibi, Dünya’nın bağlı olduğu Güneş’in de bir bilinci var...

Güneş’in bir bilinci olduğu gibi Galaksi’nin de bir bilinci var...

Bu galaktik dev bilincin indinde, Güneş’in bilinci bile, bizim bir hücremizin bilinci mesabesinde...

Evren içinde milyarlarca galaksi ve Galaktik Birim var...

***


Burçlar denen takımyıldızların da bir bilinci ve kişiliği bulunur...

Şimdi milyarlarca galaksiyi...

O galaksiler içindeki bir galaksideki güneşi...

O Güneş’in yanında Dünya’yı..

O Dünya’nın üzerindeki insan denilen bir birimi düşünün...

Hafsalanız alabiliyor mu?..

Biz beş duyu dediğimiz yanlızca kesitsel algılama organları ve yardımcı araçlarla “madde altı”na gittik...

Yani mikrokozmos’a...

Bir de makrokozmos var...

Onu hiçbir zaman değerlendiremedik...”

“Bizden haberi olmayan melek!..”

“Evrende bir yerel gökadalar grubu içinde Samayolu’nun dış çeperinde, kenarda kıyıda bir yerdeyiz...

Otuza yakın Galaksi var civarımızda...Bu otuza yaktın Galaksi, aslında otuza yakın “Bilinçli Galaktik Varlık”tır...

Biz o 30’a yakın Galaktik Bilinç Varlığın bir tanesinin bedenindeki bir ‘hücre bile değiliz...’

Güneş’in kendisi belki bir hücre...

Biz o Güneş Sistemi’nin uydularından birinin üzerindeki milyarlarca insandan bir tanesiyiz...

İşte din terminolojisinde “melek” kelimesi ile kastedilen varlıkların bir türü de bu galaktik boyutlardaki “Ruh”tur...

Galaktik şuur, galaktik bilinç yani...

Nitekim geçmiş öze ermişlerden biri diyor ki:

“Biz öyle bir melek tespit ettik ki... O’nun bizden haberi yok... Bizim varlığımızdan haberi yok..”

(Ahmed Hulusi Madde Üstü...)

DİĞER YENİ YAZILAR