12 Eylül yargılaması başlarken...

Haberin Devamı

Bugün 12 Eylül yargılanmaya başlıyor...

Bu yargılama Türkiye’de bir daha darbelerin olmaması için sembolik olarak önemli...

Darbelerden çıkıp, demokratik ve sivil bir toplum oluşturabilmek için gerekli...

Müdahiller olacak, acı çekenler konuşacak her şey yürümeli...

***


Fakat benim milletin bir bölümünden, bazı kalemlerden, bir kısım sivil toplum önderinden küçük bir ricam olacak...

Eleştiren, mahkum eden, geçmişin hesabını gören çok olacak elbette bugün...

Bazıları diyorum, o günleri yerin dibine batırırken, zamanında kendi söylediklerini de hatırlamalılar...

Kendi psikolojisini hatırlamayıp, çok sallayanlar sonra vicdanlarıyla başbaşa kalırlar...

Hayatta en kötü şey, sızlamakta olan bir vicdanla başbaşa kalmaktır...

Yoksa elbette darbesiz demokrasi en güzelidir...

Ve elbette 12 Eylül’ler bir daha gerçekleşmemelidir...

*****


İRAN, SURİYE OLAYI VE UZAKLAŞAN AVRUPA BİRLİĞİ...

Amerika ve İngiltere’nin başını çektiği uluslararası grup, Arap Baharı’ndan başlayarak, Suriye ve İran’ı dizginleyecek baskıları gündemde tutmaya çalışıyor...

Türkiye de bu saflaşmada, komşu olduğu Suriye ve İran’ı tamamen yalnızlaştırmadan barışçı bir çözüm bulmaya çalışıyor...

Fakat taraflar bir türlü pozisyonlarını yakınlaştırmıyor...

***


Dünya uzun zamandır, Amerika’nın başını çektiği tek merkezli bir sistemle yönetiliyor zannedilse de, gerçek pek öyle değil...

Avrupa’da Almanya’nın başını çektiği ve Rusya ile Çin tarafından desteklenen bir ittifak daha var...

Bu ittifak gerek Suriye’de, gerekse İran’da halihazırdaki rejimlere, geri atım atmamalarını öğütlüyor...

Uzun süredir ne İran’da, ne Suriye’de yeni bir çözümün kapıda görünmemesinin nedeni, bu uluslararası mücadele...

***


Diyeceksiniz ki, mücadele etmişler, ayrışmışlar bize ne?..

Oysa bizi çok yakından ilgilendiriyor bu ayrışma ve mücadele...

Biz uzun zamandır bölgede etkili bir güç olmak istiyoruz...

Ancak bu gücü Avrupa Birliği’nin çatısı altına lehimlemeyi düşünüyoruz...

Siz bakmayın “bizi zaten almazlar” laflarına, uluslararası politika bir ittifaklar ve ihtiyaçlar sinsilesidir ve ihtiyaç duyulduğunda kendimizi bir anda birliğin içinde buluveririz...

Şimdi Almanya ve ona bir miktar yakın duran Fransa, Türkiye’nin bölgesel rolünden ve ittifaklarından pek memnun değil...

Memnun olmadığı için, etkin olduğu Avrupa Birliği’nde Türkiye’yi iyice dışarda tutma hevesinde...

Amerika’yla Almanya’nın korakor rekabet ettiği bir dünya düzeninde, Türkiye’nin Avrupa Birliği rüyası bir hayalden öte değil...

Avrupa Birliği’ne girememek, Türkiye’yi kaçınılmaz olarak kendi demokrasisini kendi kurmak zorunda olan bir ülke haline getiriyor...

Tarihi çatışmaları ve cepheleşmeleri çok yüksek olan bir ülke için, hayırlı bir durum değil bu...

Avrupa Birliği bir demokrasi standardı, bir hukuk içtihadı...

Ekonomik olmaktan ziyade bu konular Türkiye için hayati...

Uluslararası konjonktür, Türkiye’nin bu hayati durumunu bloke etmekte sinsi sinsi...

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ

ÇOK SAYIDA RUH EŞİNİZ OLACAK HAYATTA...

“Tıpkı evinizden işinize gidebileceğiniz birçok yol olduğu gibi, sizi yaşamanız gereken o büyük hayata götüren birçok yol vardır...

Oraya ulaşmak bir çeşit yuvaya dönüştür...

Sizi kaderinize götürebilecek birçok mesleği seçebilirsiniz...

Aynı şekilde, her biri bünyesinde sizin için farklı bir dersi barındıran çok sayıda ruh eşiniz de vardır...

Hepsi birden büyümenize yardım etme ve içinizdeki iyiliği çıkarma becerisine sahiptir...

Unutmuş olduğunuz mükemmellik, korkusuzluk ve sevgi evine ulaşmak varoluş amacınızdır...

Seçtiğiniz yol uzun bir yolculuk anlamına gelebilir...

Bir başkasıysa düz bir yolda, bulutsuz, mavi bir gökyüzü altında varacağımız yere giden ekspres yol olabilir...

Geniş anlamda bunun hangisi olacağı, yolculuk esnasında aldığınız kararlarla belirlenir...

Siz yaşam hikayenizin yazıldığı metnin yardımcı yazarısınız...

Robin Sharma”

***


İnsanlığımızdaki amaç içimizdeki iyiliğin ortaya çıkmasıdır...

Unutmuş olduğumuz mükemmellik, korkusuzluk ve sevgi evine ulaşmak bizim varoluş amacımızdır...

Hayatımızda seçtiğimiz meslekler, aşklar, birliktelikler, bize farklı dersleri vererek büyümemize yardım etmek için varlar...

Hayatı bu şekliyle okursak, bir amacımız, bir yolumuz, bir güzergahımız olur...

Hayatımızda birçok ruh ikizimizin olabileceğini, karşımıza çıkanların bize, içinizdeki mükemmellik ve iyiliği çıkartabilmek yolunda dersler verdiğini fark ederiz...

***


Önceleri mesleğimiz her şeyimizdir...

Kimliğimiz, varlığımız, aidiyetimiz, sıfatımız...

Oysa bir süre sonra mesleklere ait olmaktan vazgeçmemiz gerekir...

Meslekler bize ait olurlar ve bizim gelişimimize katkıda bulunurlar...

***


20 yaşından 43 yaşına kadar 23 yıl boyunca, bir gün, bir gece sektirmeden “haberci” olarak yaşadım...

Habercilik kanıma işlemişti...

O benim ait olduğum bir meslek olmanın ötesinde, benim özdeşimdi, aidiyetimle birlikte kimliğimi belirliyordu...

Davranış biçimlerim, kendimden öte bir habercinin idealize edilmiş bir davranış biçimleriydi...

Kendimi tanımlarken ‘haberci’ olarak tanımlıyordum...

Tıpkı özel hayatımda aşık olduğum kimi zamanlarda kendimi birlikte olduğum kadınlarla birlikte tanımladığım gibi...

Birçok gazeteci ünlülerle ilişkilerini kapalı kapılar ardında, gizli kapaklı yaşarken, ben kimi ilişkilerimi göz önünde yaşamaktan çekinmiyordum...

Bu bir reklam ve promosyon dürtüsü değil, aşık olduğum zamanlarda kendimi beraber olduğum kadınlarla, birlikte tanımlama içgüdüsüydü...

Bu nedenle acayip saldırıların hedefine oturtuldum...

“Bir habercinin ne işi var bu hayatlarda denecek olayların ve eleştirilerin göbeğinde buldum kendimi...”

***


Oysa kendimi kimi zaman birlikte olduğum kişiyle ve ait olduğum meslekle tanımlama arzum her şeyin önündeydi...

Bu basit gerçeği anlamayanlar, aşklarımı ve hayatımı reklam amaçlı kullandığımı sanıyorlardı...

Bazı sazanlar “benden ilham aldığını zannederek ilişkilerini reklam amaçlı ayyuka çıkardılar...”

Fakat beklenen olmadı, ilişkileri reklama oturmadı...

Bendeniz ise gerek habercilikte gerekse aşklarda kafam gözüm yarıla yarıla yürümeye devam ettim...

Kendimi mesleğime ait ve birlikte olduğum kimi kadınlarla tanımlamış olmakta hiç sakınca görmüyordum...

***


Ancak gün geldi, kendimi artık ne “habercilik”le, ne de yaşadığım “aşk”larla tanımlayamaz hale geldim...

Alacağım dersleri almış, yaşayacağım tecrübeleri yaşamıştım...

Şimdi hayat yolculuğunda başka yerlerden başka derslere ihtiyacım vardı...

Yazarlık serüveni başladı ve entellektüel meraklar beni başka yerlere savurdu...

Çocuklarımın dünyaya gelmeleri ise, hayata bir çocuk gibi yeniden başlattı beni...

Eksik yaşadığım çocukluklar, es geçtiğim meraklar, vakit bulamadığım oyunlar, yok farz ettiğim yazlar, okuyamadığım kitaplar, gidemediğim sinemalar, gezemediğim kıtalar, izleyemediğim maçlar, velhasıl yaşayamadığım hayatlar beni derinden dürtmeye başladı...

***


Yeni dersler almanın, yeni derslerden yeni mükemmellikler yaratmanın, içindeki iyiliği ortaya çıkartacak acılarla yüzleşmenin zamanı gelmişti...

Artık bir “haberci” aidiyeti benim yaşam yolculuğumda pek bir anlam ifade etmiyordu...

İri puntolarla yaşanan “Büyük Aşk”ların da bir tanımlama yaratmadığı gibi üzerimde...

Geçmişe takılı kalıp yeni dersler çıkartmaya kalkışmasam, ruh yolculuğuma tazelenerek devam edemeyecektim...

Kendi kendimi tekrarlayan, ruhunu tekamül ettiremeyen bir sabit nokta durumuna düşecektim...

Yeni dersler, yeni maceralar, farklı deneyler, belki beni “sahnelerin spot ışıklarından uzaklarda gösteriyor” olabilir bazılarına...

Umurumda bile değil...

Çünkü benim yolumda eski sahneler artık çok da değerli değil!..

DİĞER YENİ YAZILAR