1 milyon dolara bir insanın ölümüne razı olur musunuz?..

Haberin Devamı

Yüzünün bir kısmı yanmış görünen adam, evli, bir çocuk annesi Cameron Diaz‘a karşısına geçip 1 milyon doları gösteriyor...
Güzel kadına bir teklif yapıyor...
“Kapının önünde bulduğunuz kutunun üstündeki düğmeye basarsanız, dünyada tanımadığınız bir insan ölecek...
Ve ben yarın aynı saatte gelip, size içinde 1 milyon dolar bulunan bu çantayı vereceğim...
Eğer düğmeye basmazsanız, tanımadığınız bir insan ölmeyecek, ancak siz de 1 milyon doları alamayacaksınız...
Size 100 dolar bırakıyorum...
Bu para her halükarda sizin olacak...
Gerisini alıp almamanız size kalmış bir şey...
Hiç kimseye bu olaydan bahsetmeyeceksiniz...
Sadece kocanız bilecek bu durumu ve kararı birlikte vereceksiniz...
Yarın aynı saatte ben geldiğimde ya 1 milyon doların sahibi olup, tanımadığınız bir kişinin ölümüne neden olacaksınız...
Ya da düğmeye basmayıp, kimsenin ölmesine neden olmadan, paraya sahip olamadan kalacaksınız...”

***

Çocuğunun okul aidatlarının artacağını o gün öğrenir kadın...
NASA’da çalışan kocasının astronot olamayacağını öğrendiği gün de aynı gündür...
Sıradan gelirleri, fazla tutan harcamalarını karşılamamaktadır evli çiftin...
Karı koca birbirleri olamadan hayatta yapamayacak kadar yakındırlar...
Tek çocukları her şeyleridir...
Eve gelen adamın kuralları ise çok basittir...
“Düğmeye basmazsanız 1 milyon doları alamazsınız...
Düğmeye basarsanız tanımadığınız bir insan ölür...”
Bir milyon dolar karşılığı tanımadığınız bir insanın hayatı...
***

Karı koca gergin saatler geçirirler...
Özellikle kadının Cameron Diaz’ın eli düğmeye bir gider bir gelir...
Kocası bu işe girmemekten yanadır...
Ancak kadın 1 milyon doları hayatlarında kurtarıcı olarak görmektedir...
Dün gece tam çocuklarıma mektup diye yazdığım yazıdan sonra izlemeye başladım The Box (Kutu) filmini...
Bir milyon dolara değil, 10 bin liraya insanların birbirini boğazladığı bir ülkede yaşıyorduk...
1 milyon dolar karşılığı tanımadığı bir insanın ölümünü geçtik, 10 bin doları olsun, tanıdığı bir insanın ölümüne bile “evet” diyecek binlerce insanın çevremde yaşadığı bir hayatın içindeyken izliyordum filmi...
***

Yüzü yaralı adam genç kadına “bunun bir deney” olduğunu söylüyordu...
Filmin ilerleyen sahnelerinde bu deneyin “insanoğlunun birbirini boğazlayarak öldürmesi ve kendi soyunu kendisinin tüketmesine yönelik bir deney” olduğu ortaya çıkacaktı...
Genç kadın (Cameron Diaz) kendilerine verilen o 24 saat süre zarfında, bir noktada kendini tutamıyor ve düğmeye basıyordu...
Yüzü yanık adam 24 saat dolunca eve gelip içi 1 milyon dolarlık banknotlarla dolu parayı kadına ve kocasına sunuyordu...
Giderken çok önemli bir cümle söyleyerek:
“Şimdi yeni bir deneye gidiyorum...
Bir başkasına aynı soruyu soracağım...
Tanımadığınız bir kişinin ölümü pahasına, 1 milyon doları almak için bu düğmeye basıp basmayacağını öğreneceğim...
Gideceğim kişi kurallar gereği, baştan söylediğim gibi SİZİN TANIMADIĞINIZ BİR KİŞİ OLACAK...”
***

Öykünün yeni deneyinin ailenin bir bireyinin ölümüne, sakat kalmasına yönelik olacağını bilmek zor değil...
O düğmeye basmanın bedeli genç kadın için ne olacak?..
O bedeli ödememesi ihtimali var mı deneye göre?..
İnsanlığa bu deneyi yapanlar, “insan soyunun kendi kişisel hırsları” için, kendisine kötülük yaparak birbirini öldürüp, insanlığı öldürdüğünü mü düşünüyor?..
Bunu yapanlar, hangi bedeli ödemek zorunda kalıyorlar?..
***

Bu soruların hepsi birbirinden ilginç...
Film bu soruların hepsinin yanıtını veriyor...
Ne ki ben filmi izlerken, filmin verdiği yanıtlardan çok, kendi yanıtlarımı ve hayatımı düşündüm...
Sanki görünmeyen bir el benim hayatımda da “Kutu” filmi gibi, “Düğme”ye basanları cezalandırıyordu...
Düğmelere basıp, başkalarının hayatlarını altüst edenlerin hayatları aniden altüst oluyordu...
Düğmeye basıp, insanların hayatını gaddarca yok edenlerin yaşamları, “azap ve çile” dolu hale geliyordu...
Düğmelere basmayanlar, milyon dolarların sahibi olmuyorlar, ancak ilginç “deneyden” yara almadan kurtuluyorlardı...
O anda farkettim ki, “Kutu” filminin kendisini uzun zamandır ben kendi hayatımda yaşamaktaydım...
O kadar içime girmişti ki, ben aslında uzaylılara ve deneylere gerek kalmadan filmde yaşananlara inanır hale gelmiştim...
“Kutu”ya inanmayanlara ne kadar çok acıyorum şimdi...
Benim öğrendiğim “hayatın şifresini” bilememekteler çünkü...

*****


ÇOK YAKINIMDA OLMAYAN BİR İNSANIN “İNSANCA” GÖZLEMİ...

Turgay Demir yıllarını spor yazarlığına vermiş bir yazardı... Sabah gazetesinde onu gördüğümde, ilk bakışta fark ettiğim, bana pek yakın durmadığıydı...
Allahı var saygısız hiçbir davranışı yoktu, ancak anlarsınız hani ilk bakışta bir adamın sizden “Haz edip etmediğini” ya...
Pek haz etmediğini hissetmiştim Turgay Demir’in...
İşte dün o haz etmeyen Turgay Demir’i okudum...
Şöyle yazıyor:

Önce insanız!
Sabah’ta çalıştığı günlerdi. Reha abiye “Bir zamanlar, yani Show haberde reytingleri alt üst ettiğin günlerde sana çok beddua ettim!” deyince şaşırmıştı... “Neden?” diye sordu...
Reyting uğruna, insanların hayatlarındaki bir hatayı lastik gibi uzatıp, yaralarının üzerlerine basıyordun, bu hiç insani bir yaklaşım değildi bana göre dedim ve ekledim: Şimdi yazar olarak çok daha farklı, duygusal ve insan yüreklisin.
Reha abi acı acı gülmüştü...
Bu tür sözleri yakın çevresinde birçok kişiden duyduğunu söylemişti.
Aylar sonra Gülşen olayında bazıları açıkta mal bulmuş gibi üzerine saldırınca belki de benim sözlerimi hatırlayıp, “Hayatımdaki bir acıyı lastik gibi uzatmayın” diye isyan etmişti.
Sanırım o gün değişti Reha abi.
Yoksa, şu son yayında Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu ile olan tartışmasını saatlerce uzatır, sineğin yağını çıkarır, bu ülkedeki birçok kavga izleme meraklısını da reyting ağına düşürürdü.
Yapmadı... Yapamadı...
Daha doğrusu yeni Reha, eskisine izin vermedi. Biz de eleştirdik, anlamaya çalışmadan. Gazeteci olan eski Reha vardı karşımızda, biz öyle sanıyorduk. Oysa o ölmüştü!.. Önce insan olan yeni Reha’ydı bu. İnsana kırdıran, yüreklere sevgi yerine nefret eken reyting esaretinin bile bir yere kadar olması gerektiğini yüreğiyle anladı. Teslim olmadı reyting denen tek dişi kalmış canavara.
Sonra ‘Son Kale’ye katılmama kararını yine insani duygularla gözden geçirdi. Tek kuruş almadan katılmaya karar verdi. “Bana vereceğiniz parayı engelli insanlarımıza tekerlekli sandalye almak için kullanın” diye de hayırsever bir tavır koydu. ‘Önce insanım, sonra gazeteci’ demekti bu. İnsanlık güzel be Reha abi.
Di mi!?
Not: Bir fenomenin bu tavrının bazı şeylerin değişmesi için ilk adım olduğunu düşünüyorum, çok önemsiyorum ve Kartal yürekli Reha abiyi yürekten kutluyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR