Haberin Devamı
Halkları Müslüman olan ülkelerin kapladıkları coğrafya, dünyanın demokrasi ve insan hakları açısından en geri bölgesini oluşturuyor. Artık bu halklar da demokrasi kelimesinin içinde yer alan gelişmelerden paylarını almak istiyorlar.
Ülkemiz bu coğrafyada gerçek ve önemli bir “istisna” teşkil etmenin ötesinde insani gelişme açısından ciddi bir ilerleme süreci içinde olmasıyla önemli bir farkı ortaya koyuyor.
Bir zamanlar arka bahçesi Latin Amerika’nın bir işkencehane ve hapishane düzeninde yaşamasına büyük katkıları olan ABD, bugün “zorla” demokrasi cephesinin başında yer alıyor.
Batı’nın ortak bir harekâtla Kosova ve Bosna Hersek kıyımlarının ardından Balkanlar’a getirdiği düzen bu tür operasyonlar konusunda en olumlu referans olarak yine anılıyor.
Ancak Sırbistan operasyonunda hızla alınan sonuç, Irak ve Afganistan’da elde edilemediği için dünyanın oldukça geniş bir kesiminde bu zorla demokrasi ve insan hakları operasyonlarıyla ilgili kuşkular devam ediyor.
Libya operasyonuyla birlikte, Batı’nın bu hassasiyetinde petrolün etkisi de konuşulacaktır. Batı’nın, ABD’nin çok sıkı müttefiki olan başka ülkeler söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti göstermemesi de tartışılacaktır.
Bunlara rağmen Libya olayı, dünyanın, insanlığın gidiş yönünü kesinleştiğini gösterirken, o gidiş içerisinde yer almak isteyen insanlara, halklara da büyük cesaret veriyor.
Demokrasi ve daha ileri hayat standardı isteyen insanların, yalnız olmadıklarını bilmeleri, o bilinç ve güvenle sokağa çıkmaları, bu dalganın geri dönmesi ihtimalini de iyice azaltıyor.
Artık hiçbir diktatör için, “benim vatandaşım, ona ne istersem yaparım” deme imkânı kalmadı.
Başka ellere, başkalarının silahlarıyla değil, kendi iradesiyle demokrasiye yönelebilen toplumların sayısı arttıkça da dünyanın yeni düzeninin yerleşmesi hızlanacaktır.
Bu manzaraya baktığımızda, ülkemizin katettiği aşamalarla övünmenin yetmeyeceğini de görebiliriz. Demokrasi ve insan hakları eksiklikleriyle ilgili olarak eleştirildiğimizde kızmak yerine bu eksiklikleri tamamlamak zorunda olduğumuzu da bu vesileyle çok daha açık olarak kabul etmek zorundayız.

