Devlet güçlüdür. Her şeyi vardır, çok parası vardır. O gücün başına oturanlar bir seçimle karşı karşıya kalır. Bu dev imkânları çevrenin, yakınların, partililerin zenginleşmesi, gelecek güvenceleri sağlanması için kullanacak mıdır kullanmayacak mıdır?
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ahlak anlayışı paranın gücü tarafından bozuldukça siyasilerin seçimi hep birincisinden yana olmuştur.
AKP de seçimini “zenginleşme”den yana kullandı.
* Siyasi iktidar sahipleri, iktidarlarını daha da güçlendirmek için devletin imkânlarıyla kendi zenginlerini yaratırlar.
Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi öyle yaptı. Devletin imkânlarını ellerinde tutanlar için bunu yapmak, yaparken de yasaların çevresinden dolaşmak hiç de zor değildir.
AKP’nin seçimi de kendisinden öncekilerinki gibi oldu. Mütevazı bir gazeteci bir yatırım şirketinin milyon dolarlık ortağı olur. Yüksek bir göreve gelene kadar mütevazı bir iş hayatı ve hayatı olan bir kişinin küçük şirketi milyonlarca dolara satılır. İktidardaki bir siyasinin adı kullanılarak işler kolaylaştırılır. İktidar sahiplerinin çocuklarının hiçbiri doktor, avukat falan olmaz hemen ticaret hayatına girerler, yasal açıdan sakıncası olmayan şekilde para kazanırlar. Bazıları daha okuldan çıkar çıkmaz milyar dolarlık işler yapan şirketlerin başına geçer. Bunların hiçbirinin yasalar açısından bir sakıncası yoktur.
AKP’nin zengin etme ve zengin olma imkânlarını giderek bol bol kullandığının örneklerini artık herkes biliyor.
* Ama kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak niteleyen ve dini temaları geniş şekilde kullanan bir siyasi partinin kendisinden önceki iktidarlardan zenginleşme açısından bir farkı olmamasının üzerinde daha fazla durmak gerekir.
* AKP hükümetinin Avrupa Birliği meselesini neden uyuttuğunu da aynı bağlamda düşünebiliriz. Avrupa Birliği ülkelerinde Deniz Feneri hırsızlığı gibi bir olaya adı karışanların hiçbiri değil koltuğunda oturmak, insan içine bile çıkamaz. Malıyla ve işiyle ilgili olarak, bırakın yasal sorunlar olmasını, yalan söylemiş bir siyasinin siyasi hayatı orada biter.
2002’de Türk halkı, üç siyasi partiyi, adları yolsuzluklara, haksız zenginleşmelere karıştı diye sandığa gömdü. O gün AKP bir iktidar seçeneği gibi görülmüyordu, ama bütün o partilerin kirliliği bir anda iktidar olmasını sağladı. Bugün seçeneksiz olması yarın da seçeneksiz olacağı anlamına gelmez. “Mütedeyyin” edebiyatıyla en çok meşgul olanların zenginleşme konusunda diğerlerinden farklı olmadığını da halk çok iyi görmeye başladı.

