Türkiye'de zengin olmanın birinci aracı, uzun süredir ne yazık ki siyasi iktidar olmuştur. Sadece merkezde, Ankara'da değil, yerel yönetimlerde de iktidarın bir ucundan tutanların zenginleşmelerinin örnekleri sayılamayacak kadar çoğalmıştır. Bunların birçoğu da nasıl zenginleştiklerini herkesin görüyor olmasına aldırmayacak kadar pervasızlaşmıştir. Mantık bellidir: Ortalıkta aynı şekilde zenginleşen o kadar çok insan var ki, birileri bu işlerin peşine düşse bile sıra nereden ona gelecek! Bu mantık sayesinde iktidar imkânlarını kullanarak zenginleşenlerin sayısı hızla arttığı için de gerçekten birçoğu arada kaynar gider.
Sistem kendiliğinden işler
İktidar imkânlanyla zengin olmak için ille de rüşvet gibi suçların işlenmesi gerekmez. Yasal boşluklardan yararlanarak, yasaları çiğnemeden ama ahlâk ilkelerini çiğneyerek de iktidar imkânlarından yararlanmak mümkündür. Bu tür bir örnek, gecen hükümet döneminde görülmüştür. O dönemin Bayındırlık Bakanı daha önce kurulmuş inşaat malzemeleri ticareti yapan bir inşaat şirketinde ortaklığını devam ettirmiş ve o kişinin bakanlığı döneminde bu şirketin satışları birkaç kez katlanmıştır. Elbette devletle iş yapan hiçbir müteahhide "git bakanın şirketinden mal al" denmesine gerek yoktur. Sistem kendiliğinden işler, devletle işi olan bütün müteahhitler gider, bakanın şirketinden alışveriş yapar. Böylesi zenginleşme olayları merkez sağ partilerin çoğunun iktidar dönemlerinde yaşanmış, hatta bu konularda çok daha titiz olma iddiasındaki sosyal demokrat partilerde bile bu durum görülmüştür.
Çok kolay yayılır
AKP'nin merkez sağdaki diğer bütün rakiplerinin "tozunu atarak" tek başına iktidar olmasının nedenlerinden biri de bu yozlaşmadır. AKP'liler ve onlarla birlikte iktidar çevrelerinde mevzilenenler de (Ulaştırma Bakanı'nın oğlu olayında olduğu gibi) iktidar nimetlerinden yararlanma işlerine dalarlarsa, kendilerini çok çabuk tüketirler. Bu yozlaşma, hızla yayılan bir hastalıktır. İlk görüldüğü yerde ameliyat yapılmazsa "Ona bir şey olmadı, bana da olmaz" diyenler her taraftan pıtrak gibi çıkarlar, bütün sistemi ele geçirirler. Türkiye'nin bugünkü sıkıntılarının temel nedenlerinden biri olarak yolsuzluktan göstermek kolaydır, ama bunun gerekleri gerçekten hızlı bir şekilde yerine getirilemiyorsa bütün o laflar buhar olur uçar.
Okulların satışı
Milli Eğitim Bakanlığı'nın, kaynak yaratmak için bulduğu "merkezi yerlerde ve değerli alanlarda kalan okulların satılması" projesi ilk başta çekici gibi görünüyor. Ama biraz kurcalandığında, satıldığı zaman gerçekten önemli kaynak yaratacak bütün okullar da büyük şehirlerdedir ve kendi geleneğini kurmuş okullardır. Otuz ildeki bütün okulları satarsanız Kabataş Lisesi'nin binası ve arazisinin değerine ulaşamazsınız. Diğer otuz ildeki bütün okulları satarsanız Galatasaray Lisesi'ne ulaşamazsınız. Böyle yüzlerce örnek sıralanabilir. Bu okulların satılması da Türk tarihinin en temel geleneklerinin yok edilmesi demektir. Eğer bunlara gözünüzü dikmemişseniz bu proje anlatıldığı kadar önemli değildir. Birkaç şehirde birkaç okul için söz konusu olabilir. Ancak bunların ötesinde okullara "arsa spekülatörü" gözüyle bakmanın hiç savunulacak bir yanı olmadığı gibi bunun, Milli Eğitim'i yönetmek durumunda olan insanlara yakışan bir yanı da yoktur.
Zengin olma araçları
Türkiye'de zengin olmanın birinci aracı, uzun süredir ne yazık ki siyasi iktidar olmuştur
Haberin Devamı

