"Rauf Bey sık sık gizlice diyordu ki, hiç olmazsa gerçek durumu bana söyle. Ordu ne durumda, taarruz edemeyecek mi?
14 Mart 1922 günü akşamı, cepheyi teftiş etmek üzere Ankara'dan ayrılmaya karar vermiştim. Bu münasebetle o gün Mecliste gizli oturumda bazı rica ve açıklamalarda bulundum. Anlattım ki, Sakarya Meydan Muharebesinden sonra, düşman ordusunu Eskişehir-Seyitgazi-Afyonkarahisar hattına kadar takip eden kuvvetlerimiz, ordunun bütünü olmayıp yalnız süvarilerimiz ve süvari kıtalarımıza destek vermek üzere ileri sürülen bazı birliklerdi.
Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu erteliyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamlamamız için biraz daha süre lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım önlemlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür. Bu bekleme durumumuzu taarruz kararından döndüğümüz ya da gücümüzün buna yeteceğinden ümitsiz olduğumuz şeklinde anlamak ve yorumlamak yersizdir.
Bundan sonra şu düşüncelerimi söyledim:
Osmanlılar yapacakları harekâtın kapsamının gerektirdiği ölçüde ileri görüşlülükle ve tedbirlilikle davranmadıkları için; daha çok duygu ve hırslarının etkisi altında hareket ettiklerinden, Viyana'ya kadar gittikleri halde geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Ondan sonra Budapeşte'de de duramadılar, geri çekildiler; Belgrat'ta da yenildiler ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Balkanlar'ı terk ettiler, Rumeli'den çıkarıldılar. Bize içinde henüz (şu anda) düşman bulunan bu vatanı miras bıraktılar.
Bu son vatan parçasını kurtarırken olsun hırslarımızdan, duygularımızdan feragat edelim. Acele etmeyelim.
Kurtuluş (halâs) için... Bağımsızlık için, geçmişte ve gelecekte, düşmanla bütün varlığımızla vuruşarak onu yenmekten başka karar ve çare yoktur, olamaz..."
Günümüzün diline dönüştürerek alıntıladığımız yukarıdaki satırlar Nutuk'tan.
Bugün 82. yıldönümünü kutladığımız zaferle sonuçlanacak Büyük Taarruz, 23 Ağustos 1921 günü başlayıp 22 gün 22 gece süren kanlı ve yıpratıcı Sakarya Meydan Muharebesinden bir yıl sonra başlatılmıştır. Son derece zor geçen bir yıldır bu. Mustafa Kemal Paşa "bir duman perdesi ardında" adım adım zafere hazırlanırken hem muhalefetle kaynayan Büyük Millet Meclisini hem de orduyu bir arada tutmayı başarmıştır.
Yukarıdaki alıntının içeriği biraz düşünüldüğünde zaferin nereden, nasıl ve niye geldiğini anlamak hiç de zor değildir.
Nutuk'tan şu satırları da okuyalım:
"(...) Ben ilk defa bu işe başladığımda en âkil ve düşünür bazı kişiler bana sordular: Paramız var mıdır? Silahımız var mıdır? Yoktur dedim. O zaman; o halde ne yapacaksın dediler. Para olacak; ordu olacak ve bu millet bağımsızlığını kurtaracaktır dedim. Görüyorsunuz ki hepsi oldu ve olacaktır."
Günümüzde "lider", "liderlik", "vizyon" sözcükleri artık neredeyse herkes için, bolca kullanılıyor. Ama zaferin z'si şöyle dursun, başarının b'sini bile çok ender görüyoruz.
NUTUK II, 1921-1927 (1) s: 636, (2) s: 658 Türk Devrim Tarihi Enstitüsü yayını, İst. 1960

