Yirmi yıl iki frak

Cumhurbaşkanları 1980 öncesinde öyle çok fazla dış geziye çıkmazdı. Kenan Evren’le dış geziler çok arttı, Turgut Özal ve Süleyman Demirel ile devam etti, Ahmet Necdet Sezer’le de sona erdi...

Haberin Devamı

Kenan Evren de dış gezilere her gazeteden üst düzey bir gazeteci çağırırdı. Ancak Evren’in gezilerinde, askeri ynetim ile ilişkileri kötü gazeteciler için bir sorun vardı.
Uçak havalandıktan yarım saat kadar sonra basın müşaviri Ali Baransel gazetecilerin bulunduğu bölüme doğru gelir, o sırada Evren’in sevmediği gazetelerin temsilcileri hafifçe gerilirdi.
Ali Baransel birinin yanına gelip, tabii askeri yönetimle sıkı fıkı olmayan birinin yanına gelip bir göz işareti yapar, o gazeteci Evren’in bulunduğu ön bölüme geçip “fırçasını yerdi”.
Kenan Evren’in ilk İngiltere gezisinin öncesinde ise ciddi bir sorunla karşılaştık. İki yemek ve bir törende gazeteciler de “frak” giymek zorundaydı. Frakın ne olduğunu, smokinden farkını biliyorduk tabii, ama meclis açılışlarında meclis başkanının üzerinde ve filmler dışında görmemiştik. Herkes birbirini arıyor, frak denilen şeyin nereden bulabileceğini araştırıyordu.O sırada Cumhuriyet’in sahibi ve başyazarı Nadir Nadi’nin evinde ben de Nadir Bey ve eşi Berrin Hanım’a bu konuyu anlatıyordum. Berrin Hanım birden, “Senin işin kolay” dedi, “Nadir senatör olduğunda bir frak yaptırmıştı, bir kez giydi, hâlâ duruyor, onu sana vereyim...”
“Tabii efendim” diye atladım. Nadir Nadi’nin frakını giyecektim. Berrin Hanım frakı getirdi. Hemen Vakko’da çalışan moda yazarımız Necla Seyhun’u aradım, iki günde frak tam üstüme göre olmuştu.
Londra uçağında kaçınılmaz olarak tek konu fraktı. Bir iki gazeteci İstanbul’da frak kiralayan yer bulmuştu, diğerlerin ellerinde de Londra’da frak kiralayan dükkânların adresleri vardı.
O heyecan arasında ben çok sakin bir şekilde, Nadir Nadi’nin frakının bende olduğunu söyleyip bütün arkadaşları kıskandırdım.
Londra’ya iner inmez herkes frak peşine düştü, bir tek ben rahattım. Ancak ilk gece Kraliçe’nin vereceği dar kapsamlı yemeğe katılacak gazeteciler için çekilen kurayı kaybedince keyfim kaçtı.
Neyse ki ikinci gün Londra’nın merkezi olan ve Kraliçe’ye ait olan “City”nin belediye başkanıyla görüşme törenine ve kraliçenin bulunmayacağı ikinci yemeğe katılacaktım.
Kraliçe dışında birçok prens ve prensesin katıldığı geniş yemek Buckhingham Sarayı’na dahil bir binanın büyük salonundaydı.
Ana masada Evren ile prensler ve prensesler oturuyordu. Biz de ana masaya dikey yerleştirilmiş uzun masalardaydık.
Biz ve bütün İngiliz erkekler frak, kadınlar da görkemli tuvaletler içindeydi. Ana masayı görebilecek iyi bir yerdeydim. Yanımda orta yaşın biraz üzerinde bir İngiliz çift vardı.
Birkaç nezaket cümlesinden sonra hemen yanıbaşımızdaki prenses ve prensleri izlerken yanımdaki adam eğilip bana “Eşim size bir şey sormak istiyor” dedi.
Kadın sordu: “Sizde resmi yemeklerde de böyle mi giyinilir...” Hemen “evet” dedim, “erkekler de böyle, kadınlar da sizin gibi giyinir...” kadın daha ilgilendi, “Yani resmi yemeklere kadınlar da katılıyor...” dedi.
Eğlenceye devam ettik: “Tabii katılırlar ama bazen benim eşlerimden birinin işi olur, diğer üçü katılır, bazen ikisinin bazen de üçünün işi olur, hangisinin işi yoksa o katılır...”
Kadın ve adam gözlerini iyice açarak baktılar, sonra aralarında fısıldaştılar. Şakayı anlamamışlardı. Hemen atladım, şaka olduğunu, benim hayatımda ilk defa frak giydiğimi, Türklerin dört kadınla evlenmediğini anlattım. Tabii gecenin devamı sıcak sohbetle geçti. Adam Kraliçe’nin yeğeniymiş, önemli görevleri varmış.
O zamanlar bugünkü iletişim imkânları olmadığı için gezi boyunca ancak bir iki izlenim yazabilirdiniz, son derece tasarruflu konuşmak zorundaydınız.
Gezinin benimle ilgili eğlence kısmının Zafer Mutlu sayesinde devam ettiğini döndüğümde öğrendim. O sırada Sabah Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni olan Zafer Mutlu haftalık köşesine frak hikâyelerini yazarken benim Nadir Nadi’nin frakını giydiğimi yazmış. Bu da herkesin ilgisini çekmiş.
Döner dönmez ilk işim Berrin Nadi’ye uğramak oldu. Frak hikâyelerini anlattım, üstüme uyduğunu belirttim, “Bir ara getireyim” dedim. Berrin Hanım anlayışlı davrandı, “Getirme senin olsun, nasıl olsa yaptırdın, Nadir’in de bir daha giyeceği yok...”

Yaklaşık 20 yıl boyunca dolabımda asılı kaldıktan sonra gün yine Nadir Nadi’nin frakının günüydü. Orhan Pamuk 2006 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştı, törene ben de katılacaktım. Aynı gece bir büyük davet vardı ve buna katılmak için frak şarttı. Ayrıca bu davete çok az sayıda gazeteci girebilecekti.
Hemen Nadir Bey’in, artık benim olan frakını çıkarttım, tabii içine girmem mümkün değildi, üstüme göre yaptırmak da mümkün değildi.
Mecburen Beyoğlu’nda bir yerden ceket ve pantolon kiraladım. Özel gömlek ve kravat uyuyordu. Orhan Pamuk’un ödül törenine hazırdım.
Yirmi yıl sonra frak konusu bu kez de Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün ilgisini çekmişti. Üstümdekinin Nadir Nadi’nin frakı olduğunu sanmış, “Okay Gönensin Nadir Bey’in frakını giymiş” diye yazmıştı.
Geçen 20 yılda iletişim imkânları inanılmaz ölçüde değişmişti. Sabahın erken saatlerinden itibaren telefonum çalmaya başladı. Herkes Nadir Nadi’nin frakıyla ilgili bir şeyler soruyordu. Çok dışımızda bir giysi olan frak, herkesin ilgisini, merakını çekiyordu. Yirmi yılda bir şey değişmemişti,
Nadir Nadi’nin frakı hâlâ bende.

DİĞER YENİ YAZILAR