Başbakan Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısının açılış konuşmasında güncel siyasi meselelerin yanına yine “medya”yı sıkıştırdı.
Erdoğan’ın “medya eleştirisi” iki bölümden oluşuyordu. Birinci bölümde, açıkça söylemese de belli ki Silahlı Kuvvetler’e ilişkin bazı yayınlara tepki gösteriyordu.
“Kurumsal yıpratma” eleştirilerinin hedefi, Erdoğan “bir gazete” dediğine göre, Taraf Gazetesi olarak ortaya çıkıyor.
Taraf Gazetesi’nin açık bir yayın politikası var ve o politikaya uygun birçok belge bu gazetede yer alıyor.
Gazetecilik, misyon gazeteciliği ve habercilikte taraf olma konuları, modern gazetecilikte baştan beri tartışılan kavramlardır. Durduğunuz yere göre Taraf’ın yayın politikasına bu nitelemelerden birini uygun görebilirsiniz.
Başbakan ilk kez adını vermedi, ama Taraf’ın yayınlarını eleştirirken, bu gazetede son olarak yayınlanan “Kafes Eylem Planı”nı kastetti ve bu tür yayınlara son verilmesini istedi.
Taraf’ın haber kaynaklarının aşağı yukarı hangi “taraf”ta olduğu belli olduğuna göre fazla şikâyet hakkı da bulunmuyor.
Bu konunun hemen ardından, Erdoğan hızını alamadı ve domuz gribi dolayısıyla medyanın haberciliğine yüklendi.
Konu domuz gribi ile sınırlanırsa Başbakan’ın yine pek şikâyet hakkı bulunmadığını söyleyebiliriz. Çünkü Türk basını ve görsel medyası bu salgın dolayısıyla dünyadaki benzerlerinden hiç de farklı bir yayın yapmamış, paniğe yol açmakla suçlanacak bir abartıya da girmemiştir.
Erdoğan, 1950’den bu yana görev yapan başbakanlar arasında medyadan şikâyete en az hakkı olan siyasidir. Bugün ülke çapında yayın yapan günlük gazetelerin satışlarına baktığımızda AKP hükümetini “kayıtsız şartsız” destekleyen, en küçük bir eleştiride bile bulunmayan gazetelerin günlük satış toplamının 1 milyon 600 bin dolayında olduğunu görebiliriz.
“Tam muhalif” yayın yapan gazetelerin toplam satışı ise 210 bin dolayındadır. Buna karşılık değişik görüşlerin yer alabildiği ve tarafsız olma çabasındaki gazetelerin toplam satışı 2 milyon kadardır.
Bu gruptaki gazetelerin içinde AKP’yi sertçe eleştirenler de vardır, bazı politikalarını destekleyenler de vardır, tam destek verenler de vardır. (Gerçi bu yayın organlarında yazan, tarafsız ve objektif olmaya çalışan gazeteciler iki tarafın da tepkisini çekiyor, ama bu başka bir konu...)
Medyadan en az şikâyetçi olması gereken bir siyasi olarak Erdoğan’ın bu takıntısına mantıklı bir açıklama bulmak mümkün görünmüyor.
Eğer mesele sadece “duygusal” ise de, birilerinin Erdoğan’a böyle bir konuda duygusal olmaya hakkı olmadığını anlatması gerekiyor.

