Adamın biri belinde silahla YÖK’ün önüne gidiyor, Başkan Prof. Teziç ile görüşmek istiyor. Görevliler görüştürmeyince havaya ateş edip kaçıyor.
Bu olayın, bu günlerde özel bir anlamı vardır. Ya da özel bir anlamı olduğunu düşünmek zorundayız.
Prof. Teziç, YÖK Başkanı olarak özellikle türban ve imam hatipler konusunda AKP hükümetiyle sürekli çatışma halinde olmuş, bu konularda siyasi baskılara boyun eğmemiştir.
Son olarak cumhurbaşkanı seçimi tartışmalarında Prof. Teziç Meclis’in ilk oturumunda üçte iki çoğunluk olması, yani toplantıya 367 milletvekilinin katılması gerektiği görüşünü savunmuştur.
Dünkü saldırıyla ilgili ilk düşünce tabii ki Prof. Teziç’in bu tavırları dolayısıyla hedef seçildiği şeklinde olacaktır. Böyle olabilir. Ama bu olaya başka anlamlar yükleyenler de olacaktır.
Prof. Teziç böyle bir olay dolayısıyla görüşlerinden taviz verecek bir kişi değildir. O zaman bu saldırının amacı nedir? Hep birlikte bu sorunun yanıtını arayacağız.
Bıyık ve sakal
Dün yapılan seçim çağrısının bir gün zaman kazanmaktan fazla bir anlamı yok. Gelinen noktada Anavatan ile DYP’nin durumu, tam anlamıyla bıyık-sakal durumu. Bazı sanat türlerinde buna “dram” da denir. Aynı durumu anlatan bilimsel sözcüklerden biri de “dilemma”dır. Halkımız bunu kısaca “aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık” sözüyle anlatır.
Anavatan-DYP ikilisi yarın Meclis’teki cumhurbaşkanı seçme turlarının birincisine katılırsa, CHP’nin seçimi mahkemelik etme taktiğini bozmuş olacaktır.
Bu durumda CHP’liler ağızlarını açıp gözlerini yumacak, bu iki partiyi ve liderlerini AKP’nin kuyruğuna takılmak, oyununa gelmekle suçlayacaklardır. Hatta bu durumda, büyük bir olasılıkla bazı çıkarlar elde ettikleri de çeşitli tonlarda ifade edilecektir.
Eğer yarınki toplantıya katılmazlarsa, şu ana kadar kimsenin içinden çıkamadığı “367 gerekir mi gerekmez mi” kavgası en üst noktasına çıkacaktır. CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidecek, çıkan karar ne olursa olsun, seçime sürekli hatırlanacak bir kuşku bulutu eklenmiş olacaktır.
Bu durumda da AKP’liler, Anavatan-DYP ikilisini CHP’nin kuyruğuna takılmak, oyununa gelmek, demokratik gelenekleri ayaklar altına almakla suçlayacaklardır. Ancak bu ihtimalde, Anavatan-DYP ikilisinin herhangi bir çıkar sağlamakla suçlanması mümkün olmayacaktır.
Her iki durumun da Anavatan-DYP ikilisi açısından avantaj ve dezavantajları vardır. Öncelikle, bu iki partiye oy veren ya da oy verme ihtimali olan seçmenlerin CHP’ye yakınlık hissetmedikleri kesindir. Ama bu kesimin AKP’ye bakışıyla ilgili fazla bir berraklık olduğunu söylemek de kolay değildir.
Anavatan-DYP ikilisinin, kendi seçmenleri ve potansiyel seçmenlerinin eğilimleri açısından bir karara varmaları kolay görünmüyor.
O zaman bu ikili, iki ağır suçlama arasında bir tercih yapmak zorundadır.
Belki aslında tercihlerini yapmış, kararlarını vermişlerdir. Ama onlar da bunu açıklamayı son ana bırakacaklardır. Çünkü böylece üzerlerine gelecek saldırılara karşı daha fazla hazırlık yapabilirler.
Aslında bu ikilinin tercihi tümüyle “siyasi” bir tercih olacaktır. Kimileri o tercihi hukukla ya da demokratik geleneklerle açıklamaya kalkacak, suçlamalarını bu fikirler üzerine kuracaktır. Bunların tümü demagojiden öteye gidemez.
Anavatan-DYP ikilisi, siyasi bir tercih yaparak kendi siyasi çizgilerinin gelecekteki durumuyla ilgili tercihlerini de göstermiş olacaklardır.
Ama durumları gerçekten “dramatik”tir.

