Haberin Devamı
Sanatçı Yılmaz Erdoğan üç gün önce Hürriyet Gazetesi'nde bir barış mektubu yayınladı. Seslendikleri, Türkiye'de yaşayan, kökenleri farklı olsa da aynı kaderi paylaşan insanlardı.
Yılmaz Erdoğan, sanatçı duyarlığıyla Türkiye'de yaşayan herkesi barışa, barış için çalışmaya çağırıyordu.
Erdoğan, çok tanınan ve her kesimde sevilen bir sanatçıdır. Kürt kökenli olduğunu gizlemez. Ve çağrısı da bütün kimliklerini vurguladığı bir çağrıdır.
Bu barış çağrısının ardından bazı adı bilinen kişilerin destek açıklamaları geldi. Çoğu zaten Türkiye'de gerçek barış isteyen siyasi ve aydın kişiler. Onların dışında Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlar adına siyaset yaptığını iddia eden çok az sayıda kişi de bu çağrıyı destekledi.
* Bir gazetenin haber merkezinden telefon açılıp "Bu çağrıya ne diyorsun" diye sorulduğu zaman olumsuz cevap vermek mümkün değildir.
Ama ortada bir gerçek var ki sahiden üzücü. Yılmaz Erdoğan'ın filmlerini, oyunlarını milyonlarca kişi izlemiştir. Barış çağrısı ise büyük bir yankı bulmadı, umut edilen zincirleme tepkilere yol açmadı.
Çağrının harekete geçirmesi gerekenler, öncelikle Türkiye'deki Kürt toplumunun önde gelen kişileridir. Bunların Erdoğan'ın barış çağrısını daha geniş kesimlere ulaştırması ve gerçek bir toplumsal talep haline getirmesi gerekiyordu.
Böyle olmayışının birinci nedeni PKK'nın etkinliği ve toplumdaki barış talebinin PKK'ya karşı çıkma gibi algılanması korkusudur. PKK bu korkuyu kendi siyasetine muhalif Kürtleri de öldürerek sağlamıştır.
Türkiye'de barışın ertelenmesi tabii ki bütün ülkeye, herkese zarar vermektedir. Ama Kürt kökenli vatandaşlarımıza daha çok zarar vermektedir. Bu vatandaşlarımızın yaşadıkları yörelerde hiçbir ekonomik ve toplumsal gelişme sağlanamamaktadır. Toplumsal eşitsizlik sürekli olarak bu yörelerin aleyhine büyümektedir.
Yılmaz Erdoğan'ın çağrısının ardından hiçbir sivil toplum örgütü, hiçbir dernek, hiçbir insan haklarını savunma grubu destek toplantısı yapmamış, insanları barış için harekete geçmeye davet etmemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt kökenli vatandaşları "yeter artık" diye bağırmadığı sürece barış istemeyenlerin, ister Kürt ister Türk olsunlar, sesleri daha yüksek çıkmaya devam edecektir.
Yine de Yılmaz Erdoğan'ın çağrısı dipsiz kuyuya atılmış bir taş değildir, olmaması gerekir.

