Türkiye’nin resmen laik olmasının 70’inci yılında bitmeyen bir sıkıntı, Ankara’nın tepelerinden bir kez daha yayıldı. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na laiklik ilkesinin yazılışının 70’inci yılı dolayısıyla birer mesaj yayınladı ve kendi laiklik tanımlarını verdi.
Başbakan ile Meclis Başkanı’nın anladığı laiklik, din ve vicdan özgürlüğü ile sınırlı. Bu tanımda devletin ya da herhangi bir kurumun, kişilerin dini, siyasi ve toplumsal inançlarına karışmaması esas alınıyor.
Cumhurbaşkanı’nın tanımında ise bunun yanına onun kadar önemli bir unsur ekleniyor. Bu da toplumsal ilişkileri düzenleyen hukuk düzeninin dini kurallardan tümüyle sıyrılmış olmasıdır.
Başbakan ve Meclis Başkanı bu mesele üzerinde nasıl düşündülerse, din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan düzenin hukukun laikliğinden geçtiğinin dikkatlerinden kaçtığı anlaşılıyor.
Hukuk düzenini ve toplumsal ilişkileri düzenleyen tüm kuralların dini kurallardan etkilenmemesi denildiğinde de dini bir simge olarak kullanılan türbanın kamusal alanda kısıtlanmasına geliniyor.
Bunun ötesinde bugün, yani laikliğin Anayasa’ya değişmez maddeler arasında katılışının üzerinden 70 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ tanım tartışmalarına girişilmesi bir yanıyla üzücüdür; diğer yanıylaysa kuşku vermektedir.
Kuşkusuz Türkiye’nin bu tartışmaları hâlâ aşamamış olmasının bazı nedenleri vardır ve bunlar arasında da laikliğin birçok temel ilkesinin zaman zaman delinmiş olması bulunuyor.
Yine de siyasal İslam ile bağlarını kopardığının işaretlerini vermeye özen gösteren AKP’nin en tepesindeki kişilerin kuşku uyandıracak tavırlar içine girmesinin bir anlamı yoktur.
Türkiye’yi halkı Müslüman olan diğer ülkelerden ayıran ve onların çok üzerinde bir yere ulaştıran laiklikle oynanması mümkün değildir.
“Yeşil devrim” isteyenlerin zaman zaman seslerini yükseltmelerinin fazla bir önemi yoktur. Çünkü Türk toplumunun en önemli birleştirici unsurlarından biri laikliktir. Muhtelif “delme” girişimleriyle önemli sonuçlara ulaşabileceğini zannedenler de yanılır.
AKP bu konudaki kafa karışıklıkları gidermek zorundadır.
Not: Gazetecilik dersi
Bizde her türlü iktidarı elde etmiş kişilerin en önemli meraklarından biri de gazetecilere gazetecilik öğretmektir. Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim dün bir basın toplantısı yaptı ve beğenmediği haberler, yorumlar üzerine uzun uzun konuşarak gazetecilik dersi verdi. Gazetelerde yanlış haber olabilir, beğenilmeyen yorum olabilir. İlgili kişiler bunları düzeltir, kendi yorumunu aktarır. Basının görevi de ikna olduğu düzeltmeleri yapmaktır. Ama ilgili kişilerin gazetecilik öğretmek gibi bir görevleri yoktur.
Fatih Terim’in uzun konuşmasının ardından genç bir muhabirin “bütün basın adına özür dilemesi” de futbol basını dahil olmak üzere genç meslektaşlarımızın temel eğitimlerinin zayıflığının bir örneği olmuştur.
Herkes önce kendi işini iyi öğrenmek, iyi yapmak durumundadır. Buna futbol dünyasındakiler de gazeteciler de dahildir.

