Haberin Devamı
Anayasa Mahkemesi’nin AKP kararı ne utanç vericidir ne de övünülecek bir karardır. Bir mahkeme kararıdır. Bütün mahkeme kararlarının ardından olduğu gibi bu kararın ardından da kimileri memnun olacak kimileri olmayacaktır. Ama mahkeme bir karar verdi, görevi bitti.
Temeldeki sorun hukuki değildir, siyasidir. Siyasetin ve demokrasinin Türkiye’deki algılanış biçimiyle, anlaşılma şekliyle ilgilidir. Bu algılama zayıflığı nedeniyle bir davada “hukukun üstünlüğü” diye bağıranlar bir başka davada “hukuk darbesi” diye bağırabiliyor ve bunlar sık sık yer değiştiriyor.
***
Hukuk siyasi ve toplumsal sorunları çözemez, bu sorunların çözümü için uğraşılırken kural dışına çıkanları hizaya sokar.
Hukuki kararlarla, yüksek yargı kararlarıyla siyasi sorunların çözüleceğini sanmak fazlaca cahillik kokan bir durumdur.
Anayasa Mahkemesi Türkiye’nin içinden geçtiği temel sorunların çözümünün “kurallar içinde” aranması yolunda bir karar vermiştir. Bu kararı herkes kendine göre yorumlayabilir, neyse ki demokrasimiz buna uygun bir ilerleme gösterdi.
Türkiye’nin bölünmüşlüğü bu karardan önce olduğu gibi bu karardan sonra da devam ediyor. Bölünmenin kaynağı AKP’nin ülkeyi geri ve dini referanslara dayalı bir toplum modeline götüreceği kuşkusu, hatta korkusudur.
AKP son iktidar döneminde, özellikle de Başbakan’ın ağzından bu korkuları besleyecek çok fazla icraatta bulundu. Toplum vicdanı mahkeme gibi çalışmaz, delilleri tek tek incelemez, manzaranın toplamına bakar ve bir karara varır. Toplumun geniş bir kesiminin AKP ile ilgili kararı hâlâ “olumsuz”dur. Olumluya çevirme imkânı da sadece AKP’nin elindedir.
Tayyip Erdoğan’ın son bir yılı toplumdaki kaygı ve korkuları besleyecek konuşmalar ve türban girişimiyle geçti. Kendisinin bizzat beslediği, canlandırdığı kaygı ve korkuları gidermek yine en başta onun sorumluluğudur. Bu konuda hiçbir bahanesi olamaz. Çok partili dönemin en büyük halk desteğine ve Meclis çoğunluğuna sahip hükümetinin başındadır. Gerçekte iktidarı zorlamayan, ama laf oturtmalarla sinirlendirmek üzerine kurulu zayıf bir muhalefet şansına da sahiptir. Üstelik elinde toplumsal hedef olarak Avrupa Birliği “standartları” gibi güçlü bir dayanak bulunmaktadır.
Hükümet sözcülerinden biri dün “yeni üslup”tan söz etti. Yeni üslüp, hem zarf hem mazruf olarak bir tutarlılık taşırsa, eğreti bir yasak savmadan öteye geçerse bir anlam taşıyabilir.

