Önce İtalya’da ortaya çıktı. Berlusconi adında zengin bir iş adamı, “ülkesini kurtarmaya” karar vermişti ve bunun için siyasete girdi.
Demokrasilerde uzun süredir görülmeyen “ben yaptım oldu” sistemi böylece dirildi. Berlusconi kendisine zor soru sorulmasını hiç sevmezdi.
Eleştiren herkes ancak “düşman” olabilirdi. Kimseyi dinlemeye de gerek yoktu, çünkü o her şeyi bilirdi.
Sonra Putin göründü. Putin ile birlikte bu yönetim mantığına “ülke benim kime ne” ruhu eklendi.
Rusya Putin’in olduğuna göre emri hak vaki olana kadar onun tarafından yönetilmeliydi.
Ondan sonra W. Bush çıktı. Bütün dünyaya düzen vermek gibi bir görevin kendisine Tanrı tarafından verildiğine inandığına ilişkin belirtiler göstermeye başladı. Kabine toplantılarını dua ile açmak gibi bir adet getirdi.
Bu türün ortaya çıktığı dördüncü ülke Fransa oldu. Neredeyse çocukluğundan beri kendini ülkesini yönetmeye hazırlamış olan Sarkozy “Kim ne derse desin Fransa benim, ben Fransa’yım” ruhuyla dolu dizgin gitmeye devam ediyor.
Bu yönetici-politikacı türünde ülkeyi oluşturan bütün unsurlar “ona ait”tir.
Bu politikacı türü “benim bakanım, benim vatandaşım, benim köylüm” diye konuşarak ve bunu sürekli tekrarlayarak aslında bir şekilde ülkenin “sahibi” olduğuna herkesi inandırmaya çalışır.
Bu türdekilere zor soru soran ya da onları eleştirmeye cesaret eden herkes düşmanca bir komplonun parçasıdır, filancanın ya da falancanın adamıdır. Çünkü “sahibi olduğu” topraklar üzerinde ona itiraz etmek gibi bir densizlik yapmışlardır.
Bu “ben yaptım oldu” havasına kendini kaptıranlardan biri de Turgut Özal’dı. Onca birikimi içinde “benim memurum işini bilir” ya da “anayasanın bir kez delinmesiyle bir şey olmaz” gibi fetvalarla hayata yaklaşmaya başlayınca sandıkta büyük bir hüsrana uğradı ve küs gitti.
Tayyip Erdoğan da bu yola fena halde girmiş görünüyor. Dün türban için söylediği “siyasi simge olsa ne olur” sözü bu ruh halinin bir ürünüdür.
“Burası benim, istediğim yerde istediğim siyasi simgelere izin veririm” demeye gelen sözlerle türban konusuna da kendisi açısından son noktayı koymuştur.
Bu “son nokta”lar bazen, çoğunlukla da bu gibi durumlarda “başlangıç noktası” olur.

