Haberin Devamı
Seçimlere kadar geçecek yaklaşık bir yıl içinde esas tartışma konusunun Kürt açılımı ve yeni anayasa olacağı anlaşılıyor.
Hükümetin referandum süresini kısaltmasıyla birlikte, kısa fakat yoğun bir tartışmanın ardından yeni anayasa halkın onayına sunulacak.
Yürürlükteki anayasanın, defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen, askeri darbenin “devleti halkına karşı korumak” mantığı üzerine kurulu olduğunu artık herkes biliyor.
Mevcut anayasa, haklarını korumakla yükümlü olduğu vatandaşların tümünü potansiyel suçlu olarak görebilmektedir, ne anlama geldiği belirsiz bir kutsal devleti korumak için yazılmıştır.
AKP’nin bundan önceki yeni anayasa girişimi, çok talihsiz bir şekilde, türban konusuyla başlayan tıkız bir çatışmanın ardından rafa kalktı. Tartışmaların ortasında türban oturduğu için gerçekten tartışılması gereken hiçbir konu ele alınamadı, AKP de pes edip geri çekildi.
Çağdaş ve özgürlükçü, halkını koruyan, haklarını güvence altına alan bir anayasanın nasıl olması gerektiği aşağı yukarı bellidir ve 1961 anayasasının varlığı, o günkü koşulların getirdiği bütün olumsuzluklara rağmen çağdaş bir anayasanın yapılabileceğini göstermiştir.
Yeni anayasayla birlikte, 12 Eylül darbecilerinin bugün sahip oldukları yasal korunma da ortadan kalkacaktır. Hâlâ askeri darbeleri, askerî vesayeti, sivil dikta eğilimlerini tartışırken, 12 Eylül darbecilerinin yargı önüne çıkarılması bütün anlamsız tartışmaların geride bırakılması açısından en önemli dönüm noktası olacaktır.
12 Eylül darbesinin üzerinden 30 yıla yakın bir süre geçti. Hâlâ, bir gün önce kıyasıya birbirini öldürenlerin bir günde nasıl durduğu açıklanmış değil. O günlerde yaşanan mezhep çatışmalarının da nasıl o kadar hızlı bir şekilde tırmandırıldığı da açıklanmış değil. Bugün hapishaneden çıkacak olan Mehmet Ali Ağca’nın askeri cezaevinden elini kolunu sallayarak, asker üniformasıyla kaçışı da açıklanmış değil...
12 Eylül öncesindeki dehşet günleri katillerinin devletin bazı organları tarafından desteklenip çalıştırıldığını, bunların neden korunup kullanıldığını artık herkes biliyor.
Bu ilişki zincirinin Susurluk’tan geçerek Ergenekon’a kadar ulaştığının ipuçları da ortaya çıkıyor. Bütün bunları açıklaması gerekenler 12 Eylül kitlesidir; darbeyi yapanlar, bu darbeye çanak tutanlar, bu darbeyle iktidar olanlardır.
Daha önce böyle olayları yaşamış ve rejimini demokrasi olarak tanımlayan ülkeler arasında bir tek Türkiye darbecileri yargı önüne çıkartmadı. Kendi darbecilerini yargılayan, hapse atan ülkelerin hiçbirinde artık bizim yaşadığımız türden demokrasi tartışmaları yaşanmıyor.
Bir yarım ve çeyrek aydın cennetinde meselelerin esasına girmek zordur. Bu yarım ve çeyrek aydın kitlesi büyük ve iddialı teorilerle hem kendilerini gündemde tutmayı hem de kamuoyunu sorunların esasından uzaklaştırmayı hâlâ başarabiliyor.
Çağdaş bir anayasayla birlikte 12 Eylül’ün izlerini silmek, hesapların verilmesini sağlamak başarılırsa bunların ülkeyi gömdüğü suni gündemlerden kurtulmak da mümkün olacaktır.

