Yasak savma hastalığı

Kürtçe radyo ve televizyon yayınıyla ilgili olarak yaşanan sıkıntılı durumu TRT çözdü. Çözüm, Ankara'nın iflah olmaz alışkanlığına uygundur, yani "gereği yapılmış gibi yapılmış"tır

Haberin Devamı

Kürtçe radyo ve televizyon yayınıyla ilgili olarak yaşanan sıkıntılı durumu TRT çözdü. Çözüm, Ankara'nın iflah olmaz alışkanlığına uygundur, yani "gereği yapılmış gibi yapılmış"tır.

Beş dilde yayın yapılacaktır. Bu diller Kürtçenin iki lehçesi olan Zazaca ve Kırmançe ile Boşnakça, Arapça ve Çerkezce'dir. Yayınlar radyo 1'de sabah 6.10 ile 6.45 arasında, TRT 3 televizyonunda da haftada beş gün sabah 10.30'da yapılacaktır. Bu dillerden her birine haftada yarım saat radyo, yarım saat de televizyon yayını düşmektedir.

* TRT'nin bulduğu çözüm ile yapılmak istenen şudur: Batı'ya dönülecek ve "İşte görüyorsunuz devlet televizyonu Kürtçe hem de Kürtçenin iki lehçesinde yayın yapıyor. Hatta hızımızı alamadık üç dilde daha yayın koyduk. Daha ne istiyorsunuz!"

Sorun dışarıya bir şey satmak ya da Avrupa'yı "kandırmak" olarak görüldüğü sürece hiçbir soruna gerçek anlamda çözüm bulmak mümkün olmaz.

TRT'nin yayın "programı" gerçek sorun açısından bir çözüm olmadığı gibi asıl sıkıntıyı da sulandırmaktadır.

Kimi kandırıyoruz?
Kürtçe yayın konusundaki çözüm tektir ve bu çözüm demokrasiyle ilgili olan temel bir çözümdür: Herkes yasalara uymak, yasaların emrettiği yükümlülükleri yerine getirmek koşuluyla istediği dilde kitap, dergi, gazete yayınlayabilir, radyo ve televizyon yayını yapabilir.

* Bir sorun vardır. Önce sorunun adını içimize sindirerek koymak zorundayız. Sorun, anadili Kürtçe olan insanın bu dilde yayın yapma ve yayın izleme hakkının olmamasıdır.

Ve bu sorun TRT'nin yapacağı gibi yasak savmacılıkla, çözüm bulmuş gibi yaparak hallolmaz. Çünkü sorun, Türkiye'nin gelişmiş bir demokrasi ve hukuk devleti olarak yasaklardan, önyargılardan kurtulmuş bir ülke olmasıdır. Sorun, Türkiye'de yayınla, kitapla, gazeteyle, düşünceyle ilgili herhangi bir yasak kalmamasıdır.

Türkiye'nin gelişmiş bir demokrasiye sahip olmasını Türk halkının hakkı olarak değil de Batı'nın zoruyla yerine getirilmesi gereken bir "eziyet" olarak gören zihniyetle Türkiye demokratik bir ülke olamaz, kendisine demokrasi süsü veren bir ülke olarak kalır.

Böyle "demokratik süsü verme" ile de ne içerde ne dışarda birilerini kandırmak mümkündür.

DİĞER YENİ YAZILAR