'Yaş' konulu bir masal

Eski hikâyeler bazen ağızdan ağıza, yazıdan yazıya geçerek derinleşir, "masal" kıvamına gelir. Bazen "sertleşir", acımasız olur, yüze fazla vurur. Bazen de "yumuşar", daha hoşgörülü olur, yine yüze vurur ama daha "ince"dir...

Haberin Devamı

Eski hikâyeler bazen ağızdan ağıza, yazıdan yazıya geçerek derinleşir, "masal" kıvamına gelir. Bazen "sertleşir", acımasız olur, yüze fazla vurur. Bazen de "yumuşar", daha hoşgörülü olur, yine yüze vurur ama daha "ince"dir...

Eski bir Arap hikâye-masalı, İbrahim adında güçlü bir "bey"i anlatır...

İbrahim Bey, Bağdat yakınlarında geniş bir bölgenin egemeniymiş. Alçakgönüllü, olabildiğince adil olmaya çalışan, insanlarla ilişkilerinde fazla yanlışa düşmeyen, sevilen bir beymiş. Kapısı insanlara acıkmış, herkes de her derdini İbrahim Bey'e söylermiş.

Ancak İbrahim Bey hiç kimseye ne bir yetki verir, ne söz hakkı tanırmış. Her konuda kendisi düşünür, kendisi karar verir ve uygulatırmış. Yıllar içinde çocukları büyümüş, torunları olmuş ama İbrahim Bey'in "hakim-i mutlak" durumu değişmemiş.

Topraklarında sinek uçsa bilmek ister, kendisinden habersiz herhangi bir kimsenin herhangi bir şey yapmasına hoşgörü göstermezmiş. Yanlış yaptığına inandıklarını en sert biçimde cezalandırmakta tereddüt etmezmiş.

Çocukları ve torunları İbrahim Bey'i sever, sayar ama arkasından da artık yaşlandı diye konuşurlarmış. Öyle ki, yaşlılığıyla ilgili hikâyeler köyden köye anlatılır, bunlara gülünür olmuş. Yine de hiçbir çocuğu kalkıp yüzüne karşı, "Baba sen artık iyice yaşını başını aldın, kenara çekil, işleri de bize dağıt" demeye cesaret edemezmiş.

O da alıştığı hayata devam eder, yaşına bakmadan köyden köye seğirtir, adalet dağıtmaya çalışır, her konuda karar vermeye çabalarmış. Ama tabii yanlışlıkları da birbirine eklermiş. Kendisini hâlâ yirmi, otuz, kırk yıl önceki İbrahim Bey sandığı için aldığı her kararın, verdiği her emrin doğru olduğundan hiç kuşkulanmazmış.

İbrahim Bey'i melekler de yakından izler, bu kadar yoğun çabalamasına bir anlam veremez, yaşının farkında olmamasına şaşarlarmış.

Sonunda aralarında karar vermişler, "Madem ki insanlar İbrahim Bey'in yüzüne hiçbir şey söyleyemiyor, biz bir emrivaki yapalım da şunun gözünü açalım" demişler.

Meleklerden biri, çok yaşlı bir adam kılığına girmiş ve bir gece yansı İbrahim'in kapısına dayanmış. Kapıda çok yaşlı, ayakta zor duran bir adam olduğunu İbrahim Bey'e söylemişler, o da "Hemen buyur edin" demiş ve yaşlı konuğun yanına gitmiş.

İbrahim Bey, titreyerek duran yaşlı adama "Ne istiyorsun ihtiyar" diye sormuş. "Açım, yemek istiyorum" demiş yaşlı adam kılığındaki melek. İbrahim Bey yemek getirtmiş, ama bakmış ki karşısındaki yaşlı adam bir türlü yiyemiyor; döküyor, saçıyor. "Bu vaziyette ne dolaşıyorsun" diye sormuş İbrahim Bey. "Bir iş için falanca köye gideceğim" demiş melek. İbrahim bey de kızmış, "Senin ne işin olacak bu yaşta, bırak gençler yapsın, sen çekil bir köşeye otur artık" demiş..

İbrahim Bey meleğin yemek yemesine yardım ederken, "Sahi sen kaç yaşındasın" diye sormuş. Melek, İbrahim'in yaşının bir fazlasını söylemiş.

Önce duralamış İbrahim Bey, "Ben de böyle mi olacağım" diye düşünmüş bir an, sonra da her şeyi bütün açıklığıyla görmüş. Hemen en büyük oğlunu çağırtmış, "Kardeşlerini topla, hepiniz buraya gelin, ben artık emekli oluyorum" demiş.

Bu Arap masalı burada bitiyor. Sonu ise her zaman bizim aktardığımız gibi anlatılmıyor, başka sonlar da anlatılıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR