Ermeni meselesinin, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin sırtına haksız yere yıkılmasının suçlusu, bugüne kadar bu konuda yürütülmüş olan yanlış resmi politikalardır.
O politikaların temelinde birçok "yalan" yatıyor. Bunlardan biri, devlet arşivlerinin "hep açık" olduğudur. İlgili herkes bilmektedir ki, Ermeni meselesinde günü kurtarmak peşindeki devlet görevlileri arşivleri kendilerine göre ve araştırmacılara göre "seçerek" açmışlardır.
Bu da bütün dünya kamuoyunda, "Türklerin gizleyecek bir şeyleri var" inancının yayılmasına neden olmuştur.
Sayı tartışmak!
* 1915 tehciri sırasında hayatını kaybeden Ermeniler için "üzüntü" belirtmek yerine sürekli olarak "ölü sayısını" tartışmak; "1,5 milyon olamaz, sadece 300-400 bin ölü olabilir" şeklindeki budalaca tartışmalar açıp sürdürmek de Türkiye aleyhine dönmüştür.
* Soykırımı ile kıyım arasındaki farkın ölü sayısı olduğunu zanneden cahillerin yürüttüğü bu tarz tartışmaların hepsi şu anda Türkiye aleyhine "delil" haline dönmüştür.
* Önce bunların açıkça tespit edilmesi ve bugüne kadar yapılan yanlışların itiraf edilmesi gerekir ki bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkının haksız yere suçlanmasının önüne geçilebilsin.
İçeriye propaganda
Halen devam eden yanlışlardan biri de mesele üzerine sürekli olarak "içeriye" propaganda yapılmasıdır.
* Geçenlerde bir Amerikalı nüfusbilimci geldi, Türklere "soykırımı olmadığını" anlattı. Bu kişinin çok açık olmayan birkaç makale dışında kendi ülkesi ABD'de hangi yayınları yapmış olduğunu ve bu konuda kaç konferans verdiğini kimse sormadı.
* Yine geçenlerde TRT'nin dış yayın yapan "Int" kanalına Devlet Arşivleri Genel Müdürü çıktı ve herhalde yabancılar da anlayabilsin diye tane tane Türkçe konuşarak Ermeni tarihçileri "belgelerini göstermeye" çağırdı!..
Birileri artık susmalı
* Son komiklik de Başbakan ile ana muhalefet partisi liderinin ortak bir mektupla İngiltere Parlamentosu'na "bir kitap yok sayılsın" diye mektup yazması. Bu mektubu alan İngiliz parlamenterlerin hemen hemen tamamının tepkisinin, "ne kitabı?" olacağını bu siyasilere kimsenin söylememiş olması da Ankara'da işi yürütmeye çalışanların zayıflığının bir göstergesi.
Aynı şekilde, Ermenistan Cumhurbaşkanı'na yapılan "tarihçilerimiz bir araya gelsin, tartışsın" davetinin alacağı cevap da Başbakan'a söylenmemiştir ki bu durum, Ankara'da bu mesele hakkında fikir beyan eden herkesin kovulmasını gerektirir.
Bu iki mektup olayı da sadece Türkiye'yi daha zor duruma, hatta gülünç duruma düşürecek girişimlerdir. Bir cahiller ordusu sürekli olarak sapla samanı karıştırarak, gülünç "manevra"ları tedbir zannederek Türkiye'yi zora sokmuşlardır. Öncelikle bunların artık susmaları şarttır.
Bundan sonra da meselenin artık ciddi bir siyasi mesele haline geldiğinin açık olarak görülmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin suçlanır olmaktan çıkarılması için gereken "siyasi" yolların bulunması şarttır.
Yanlışlara devam
Ermeni meselesinin, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin sırtına haksız yere yıkılmasının suçlusu, bugüne kadar bu konuda yürütülmüş olan yanlış resmi politikalardır
Haberin Devamı

