Yanlış tartışma

İsmailağa Camii’nde işlenen son cinayetin ardından bu bölgedeki cemaat örgütlenmesi üzerine başlayan tartışma en yanlış noktaya sürüklendi

Haberin Devamı

İsmailağa Camii’nde işlenen son cinayetin ardından bu bölgedeki cemaat örgütlenmesi üzerine başlayan tartışma en yanlış noktaya sürüklendi.

İslam’da tarikatlar ve bunların örgütlenmesi, toplumsal etkinlikleri ve sonuçta siyaset yapmalarıyla ilgili önemli bilimsel araştırmalar vardır. Ancak şu anda tartışmanın ekseni tüm dinsel kavramların tartışılmasına dönüşmüştür.

Bu tür tartışmaların izleyiciden büyük ilgi çekmesi doğaldır ve değişik televizyon kanalları da bu olaydan “rating” çıkarma faaliyetine girişmiştir.

* Dinsel konuların bu şekilde tartışılması en açık deyişle, “mümkün değil”dir. Kavramlar farklıdır. İnanç üzerine kurulmuş dinsel bir düşünce yapısını farklı mantık sistemleriyle tartışmanın hiçbir anlamı yoktur.

İnanç sistemi, adı üstünde “inanç” üzerine kuruludur. Dolayısıyla “ben böyle inanıyorum” diyen herhangi bir kişiyle farklı görüşte olanın tartışması ve birbirlerini ikna etmeleri söz konusu olamaz.

Ayrıca ana dinlerin içindeki mezhep ayrışmaları, tarikat örgütlenmeleri aynı dinsel inanç sistemi içinde çok farklı yapılara yol açmıştır. Bu farkların boyutunu, şu anda Irak’ta birbirlerini kıyasıya öldüren, birbirlerinin camilerine bomba atıp kıyım yapan Sünniler ve Şiilerin “savaş” anlayışları gösteriyor.

Laiklik varken...
Türkiye’de etkinlikleri ve yaygınlıkları bilinen tarikatlarla ilgili tartışmada da aynı yanlış sürdürülüyor.

Tartışma konusu olan kavramlar her tarikat için farklı olduğu gibi bu tarikatların hiçbirine mensup olmayanlar için de farklıdır. Dolayısıyla tartışma kısır bir din tartışmasına, daha doğrusu din tartışması bile sayılamayacak bir kör dövüşüne dönüşmekte, sonunda “ben de Müslümanım ama...” gibi basit üsluplarla iyice şaşmaktadır.

* Tarikatların bir toplumsal örgütlenme olarak faaliyet göstermeleri, ekonomik güç ve imkânlarıyla toplumsal ve siyasal açıdan iktidar olmaya çalışmaları farklı bir konudur ve tartışmalar bu çerçevede kalmalıdır.

Dinsel kavramlar ve konular üzerinde yapılan her tartışma sadece gereksiz bir farklılaşmaya katkıda bulunur. Her insan kendi inanç yapısı içinde kendisini taraf hissetmeye başlar.

İnsanlar inançları çerçevesinde tarikatlara girebilir, kendilerini diğer dindarlardan farklı görebilirler. Ancak kendi inançlarını topluma dikte edemezler. Başkalarına kendileri gibi yaşamayı dayatamazlar ve kamu örgütlenmesinin dini inanç sistemlerine göre düzenlenmesi için çalışamazlar.

Bunun adı da lakliktir. Dinsel inançların toplumu yönetmediği, ama her bireyin de istediği inanca sahip olabildiği düzenin adı laikliktir.

Laiklikle ilgili tartışma da yapılabilir, ancak boyutları sürekli olarak dinsel kavramlara yöneltilirse (ki bir kesim bunu başarıyla yapmakta, başkalarını da buna sürüklemektedir) tartışma din tartışması olur. Bunu da hiçbir toplum kaldıramaz.

DİĞER YENİ YAZILAR