Haberin Devamı
Avrupa Birliği konusu her açıldığında bir kesim ısrarla yanlış sorular soruyor ve yanlış cevaplarla kafa karıştırma faaliyetine devam ediyor.
Birinci yanlış soru şu: Avrupa bizi istiyor mu? Koro cevap veriyor: Hayır!
O zaman çıkan sonuç da belli: Türkiye bu Avrupa rüyasından vazgeçmeli. Böylece Türkiye’nin ilerlemesine karşı olan çevreler kendilerini sonuca ulaşmış hissediyor. Ve ne yazık ki bu yanlış soru yanlış cevap sistemi bugün halka da yayılmış durumda.
Soruları başka türlü soralım:
* Türkiye, her bakımdan çağdaşlaşması, yıllardır savsakladığı reformları gerçekleştirmesi için Avrupa Birliği’nden yararlanmalı mı?
* Eğer Türkiye “ben Avrupa Birliği hedefinden vazgeçtim” derse ekonomideki hasas dengeler aynı şekilde sürecek mi yoksa tekrar kapıya yeni ekonomik krizler mi gelecek?
* Türkiye’nin AB üyeliği hedefinden vazgeçmesi daha çok yabancı sermaye gelmesini sağlayacak mı yoksa zaten ürkekliğini üzerinden atamamış olan yabancı yatırımcılar iyice geri mi çekilecek?
Dikkat: Bu sorunun cevabı verilirken gerçekte yüzde 20’lere ulaşan işsizliğin nasıl çözüleceğini de söylemek gerekiyor.
* Eğer Türkiye AB yolunu bıraktım derse, Türk halkı açısından önemli bir imkân, yani Türk vatandaşlarının Avrupa’da serbestçe dolaşmalarını ve çalışmalarını sağlamak için başka bir yol bulunuyor mu?
* Avrupa’dan dışlanmış bir Türkiye doğusundaki ve güneyindeki yangınlara karşı daha iyi mi korunacak yoksa olumsuz rüzgârlara daha mı açık olacak?
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ile Almanya Başbakanı Merkel dün bir araya geldi ve kimine göre durumu kurtaran kimine göre bizi istemediklerini teyit eden sözler söyledi.
Avrupa konusuna doğru soruların ışığında bakanlarla yanlış soruları sorarak yanlış “onur” edebiyatı yapanlar tümüyle farklı yorumlar getirdi. Getirmeye de devam edecek.
Bir soru daha var:
Avrupa Birliği üyelik süreci başladığından beri yapılan reformların, yasa değişikliklerinin hangisi Türkiye’nin ve Türk halkının aleyhinedir?
Doğru sorular sorulduğu zaman Bay Chirac ile Bayan Merkel’in manevraları daha iyi anlaşılabilir. Ve gerçekten Türkiye’nin asıl çıkarları açısından anlaşılabilir.

