Tayyip Erdoğan, genel olarak bağımsız basına, özel olarak da Doğan Grubu’na saldırıya geçerken bir “popülarite” hesabı yapmış olmalıdır. Hesabının ana dayanağı da son yıllardaki hemen bütün “kime güveniyorsunuz” araştırmalarında medyanın alt sıralarda yer alması olmalı.
Bu araştırmaların hemen tümünde yıllardır birinci sırada “ordu” çıkar. Ama son olarak cumhurbaşkanı seçimi sürecinde de görüldüğü gibi, üst sıralarda yer alanların “popülarite”si, her hareket ya da girişimlerinin onaylandığı anlamına gelmez.
Siyasi parti tercihlerinde de zaman zaman “kötülerin en iyisi” mantığı çalışıyor, bu mantığın oluşum sürecini iyi izlemeyenler de her zaman sandıktan çıkan sonuçlara şaşırıyor.
Erdoğan, Deniz Feneri haberleri dolayısıyla basına saldırıya geçerken yola “beni daha çok seviyorlar” hesabıyla çıkmış olabilir. Ama sadece 1980’den bugüne kadar siyasi iktidarların basına yönelik saldırılarına baktığımız zaman bile, o hesabın hiçbir zaman tutmadığını kolayca görebiliriz.
Turgut Özal, siyasi olarak en güçlü döneminde basınla kavgaya girişti. O dönemde bütün gazeteler zorunlu olarak yerli kâğıt kullanıyordu ve Özal bir ara devletin ürettiği yerli kâğıda haftada bir zam yaparak bütün basını “batırma”ya çalıştı.
Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller de o aşamalardan geçti. Mesut yılmaz kendi denetiminde bir medya grubu kurulması için bazı girişimlerde bulundu. O girişimlerin sonuçları biliniyor.
Ancak şunu da belirtmeliyiz ki, “AKP’ye yakın medya gücü” yaratmakta Tayyip Erdoğan hepsinden daha başarılı olmuştur.
Şu anda ülkenin ikinci büyük medya grubunun yanı sıra üç önemli grup daha iktidar partisi çizgisinde yayın politikaları izliyor.
Bu yayın organlarının, örneğin Deniz Feneri rezaletiyle ilgili haberleri görmezden gelmeleri belki kendi okuyucu ve izleyicilerinin bu konulardan bir süre uzak kalmasını sağlar. Ama sonuçta iletişim imkânlarının ve bilgi edinme yollarının olağanüstü çoğaldığı, çeşitlendiği bir dünyada yaşıyoruz. AKP’ye yakın gazeteleri okuyanlar da belki biraz geç olacak ama, sonunda deniz Feneri rezaletini öğrenecek. Şu anda sadece Doğan Grubu’na yöneltilen suçlamaları biliyor olabilirler, ama bu iddialara verilen cevaplar da sonsuza kadar kendilerinden saklanamayacak.
Ergenekon soruşturmasıyla ilgili durum da böyle. Bazı yayın organları bu haberlere uzak durmaya çalıştı, ama sonuçta herkes her şeyi öğrendi.
Tayyip Erdoğan’ın hesabındaki yanlışlığın temeli, kendisinden önceki onlarca siyasi gibi, basına bakışındaki sakatlıktır. Bugün kendilerinden bazı şeyler gizlenenlerin, aldatıldıklarını öğrendikleri zamanki tepkilerinin ne olacağını henüz Erdoğan da AKP erkânı da “yakın medya” da bilmiyor.
Halkın az bilmesi üzerine kurulan her hesap yanlıştır. İnsanlar öğrenir, öğrendikleri zaman da iktidara yakın medya gücü bir balona dönüşür. 1950-60 arasında böyle oldu, Demirel döneminde böyle oldu, 12 Eylül askeri yönetiminde de böyle oldu. Özal, Çiller ve Yılmaz dönemlerinde de aynı durum yaşandı. Ve bütün yanlış hesaplar da kendisinde büyük güç vehmeden siyasilerin hayal kırıklığıyla sonuçlandı.

