Haberin Devamı
Terör her vurduğunda “yasalar yetersiz” diyenler Türk toplumundaki hafıza zayıflığına güveniyorlar.
Yasalarda “esasta” herhangi bir eksiklik olmadığını hukukçular anlatıyor. Ayrıca 2005 ve 2006 yıllarında bazı yasa değişiklikleri yapılarak terörle mücadele eden kolluk kuvvetlerinin daha rahat hareket edebilmeleri imkânı da sağlandı.
Meseleyi “terörle mücadele edebilmek için özgürlüklerden taviz verilebilir” şeklindeki bir mantık içine oturtmak isteyenler son 25 yılı bir kez daha gözden geçirsin.
Tekrar hatırlatalım. PKK terör örgütü 12 Eylül askeri rejiminin hapishanelerinde doğmuş, ana kadrolarını bu hapishanelerde örgütlemiştir.
Terör Türkiye’de sıkıyönetim yürürlükteyken, sıkıyönetim sonrasında da Güneydoğu illerinde olağanüstü hal uygulanan uzun yıllar boyunca devam etmiş ve PKK bu dönemlerde gelişmiş, büyümüş, daha geniş kadro imkânlarına ulaşmıştır.
Bu dönemlerde gözaltı süreleri bir haftadan başlıyordu, Devlet Güvenlik Mahkemeleri çalışıyordu, sanıkların sorguda avukat bulundurma hakkı falan yoktu.
Şimdi yeni yasal düzenlemeler gerektiğini savunanların öncelikle bu 25 yılda, istedikleri yasal olanaklar fazlasıyla varken neden terörle baş edilemediğini anlatmaları gerekiyor.
Bu konuyla ciddi olarak ilgilenmek isteyenler, internet imkânlarını kullanarak ülkenin hangi yıllarda sıkıyönetimle, Güneydoğu illerinin kaç yıl olağanüstü hal ile yönetildiğini öğrenebilirler.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin nasıl çalıştığını da öğrenmeleri yararlı olur. Bu arada, insanların sadece Kürt sözcüğünü telaffuz ettiği için bu mahkemelerde yargılandığını da hatırlayacaklardır.
Bütün bu uygulamalara rağmen terör sona erdirilememiştir.
PKK terörünün bitirilmeyişinin bir başka gerekçesi olarak da hâlâ sık sık “dış destek”ten söz ediliyor.
Dünyada “iç kuvveti” olmayan hiçbir terör örgütü sadece dış destekle varolamamıştır. Sadece dış destekle varolan terör örgütleri dönemsel olarak etkili olmuş, sonra hızla kaybolup gitmiştir. PKK ise 25 yıldır terör faaliyetlerini sürdürüyor. PKK’nın kadrolarında bir kuşak değişmiştir.
Son kıyımın üzerine yine büyük toplantılar, zirveler yapılıyor. Ama bütün bu toplantılar, zirveler meseleye tam teşhis koymaktan çok 25 yıldır söylenen lafları bir kez daha tekrarlamak için yapılıyor. Çünkü teşhisi doğru koymak için bugüne kadar yapılan yanlışları kabul etmek ve halka doğruları söylemek gerekiyor. Bunu yapmak da büyük cesaret ister, Ankara’da bu cesarete sahip bir güç yoktur.

