Yağma

Ortaçağa kadar yağma, yapılan her savaşın çok doğal bir sonucuydu. Kazanan ya da başkasının toprağını işgal etmeyi başaran, bulabildiği her şeyi yağmalardı

Haberin Devamı

Ortaçağa kadar yağma, yapılan her savaşın çok doğal bir sonucuydu. Kazanan ya da başkasının toprağını işgal etmeyi başaran, bulabildiği her şeyi yağmalardı. Kadınlar, götürülebilir bir durum varsa götürülür, yoksa yağmanın parçası olan tecavüzden sonra öldürülürdü. Yağma, bütün unsurlarıyla "meşru" idi. Kazanan herkes tarafından yapıldığı için "meşru"ydu; yağmalanan malların bir bölümü merkezdeki ya da askerin başındaki kral ya da prens ya da hükümdara götürüldüğü için "meşru"ydu.

Osmanlı'nın "buluşu"
Denizlerde dolaşan bütün gemiler aslında "korsan" gemisiydi. Onların da tek hedefi yeni ulaşabildikleri topraklardaki zenginlikleri yağmalamaktı. Osmanlı, ele geçirdiği toprakları elinde tutmak istediği için, buraları kendine sürekli olarak bağladığı için "yağma"ya yeni bîr meşruiyet getirdi. Yağma İçin süre koydu. Bir şehri ele geçiren Osmanlı ordusuna "yağma süresi" veriliyordu, 1 gün, 2 gün deniyordu. Askerler bu süre içinde yapabildikleri kadar yağma yapıyor sonra duruyordu. Süre bittikten sonra yağma yapmanın cezası ölümdü. Böylece "fethedilmiş" bölgenin halkına da bir "güvence" getirilmiş oluyordu. Yağma, uygarlıklar geliştikçe artık sonu gelmiş bir "barbarca eylem" gibi görülmeye başlandı. Ama yağma eylemleri hiçbir zaman bitmedi. Batı'nın büyük merkezlerinde varoşların öfkeli İnsanları şehir merkezlerine kalabalık halde indikleri zaman yağma yaptılar.
Amerika'da Los Angeles gibi bir şehir defalarca öfkeli zenci kalabalıkların yağmasına uğradı. Arjantin'de büyük kriz patlak verdiğinde inanılmaz yağma olayları yaşandı.

Halk "kalabalık"a dönüşünce
Şimdi de Irak yağmalanıyor. Amerikan askerleri Bağdat'ta sadece Petrol Bakanlığı binasını koruyor, geri kalan bütün binaların yağmalanmasına böylece imkân verilmiş oluyor. Amerikan askerleri Musul ve Kerkük'te güvenliği sadece petrol bölgelerinde sağlıyor. Bu yüzden kentler tümüyle yağmaya açılmış oluyor. Yağma, 21'inci Yüzyıla kadar gelen bir içgüdüsel eylem oldu. Yağmayı yapan belli bir bilinçle hareket eden "halk" değil, otorite boşluğundan faydalanan bir "kalabalık" olarak ortaya çıkıyor. Yönetimin çözüldüğü her yerde yağmalar oldu. Londra'da oldu, Paris'te oldu. Los Angeles'ta oldu, Buenos Aires'te oldu. Kitle, "halk" olarak kendi kaderinde etkin olamadığı, yönetimin şu ya da bu nedenle çöktüğü her dönemde "halk" "kalabalık" olarak yağma yaptı, yapmaya devam ediyor. Irak'taki halk da "halk" olma niteliklerini kaybetti, "kalabalık" oldu ve yağma yaptı.

DİĞER YENİ YAZILAR