Barolar, son telekulak olaylarını protesto etmek için yürüyüş yapıyor, karşılarına çıkartılan bir pankartta “darbeci” olmakla suçlanıyorlar.
Türk toplumunun geldiği vahim bölünme durumunun en açık işaretlerinden biri de bu oldu. Barolar, AKP hükümetinin gizli dinleme uygulamalarına tepki gösteriyor. Ama “karşı” tarafa göre AKP hükümetini herhangi bir şekilde eleştirmek, herhangi bir uygulamaya tepki göstermek “darbecilik” oluyor.
CHP’nin herhangi bir icraatını eleştirirsen, son Dersim lafının vahametinden söz edersen “AKP yalakası” olursun. CHP’nin yanlışını söylemek “CHP’yi zayıflatmaktır”, AKP’nin güçlenmemesi için CHP’nin yanlışlarının söylenmemesi gerekir. Eğer söylersen “düşman” olursun.
Ergenekon olayının üzerine gidilmesi gerektiğini söyler, Türkiye’de darbeler dönemi artık sona ermelidir dersen yine “AKP yalakası” olursun. Çünkü bu kafaya göre Türkiye’de eleştirilemez kurumlar vardır ve bunları, doğru olsa bile söylememek gerekir. Doğruyu söylemek düşmanın işine geliyorsa doğrular söylenmemelidir, söyleyen de “hain”dir.
Ergenekon soruşturması sırasında yapılan yanlış uygulamaları, aslında olayı sulandırmaya yol açacak gereksiz tutuklamaları, aramaları, örneğin Türkan Saylan olayını eleştirirseniz de bir “taraf”a göre “Ergenekoncu, darbe destekçisi” olursunuz. Onlara göre de bu yanlışları söylemek diğer tarafın işine yaradığı için, “düşmanlık” anlamına gelir...
Bazılarının hâlâ bıkmadan tekrar ettiği bir “birlik ve beraberlik” nutku vardır. Hiçbir zaman “birlik ve beraberlik” içinde olunmamış ülkemizde, bu formül genellikle farklı fikirleri söyleyenlere karşı kullanılır. Resmi görüşlerin dışında bir görüş söyleyen, hemen “birlik ve beraberliği bozmakla” suçlanır. Siyasi partilerdeki “birlik ve beraberlik” bozulmasın diye demokrasiden vazgeçilir.
Üç darbe, bir postmodern darbe, dört akim kalmış darbe girişiminin olduğu, bir başbakanın asıldığı, 1980 öncesini kanlı dönemi, onlarca Kürt isyanını yaşamış, sonuncusunda da 40 bin kişinin öldüğü 86 yıllık bir cumhuriyette “birlik ve beraberlik vardı” demek, yalanın daniskasını söylemek olur.
Şu anda da “birlik ve beraberlik”ten çok uzağız, çünkü demokrasiden ve farklı görüşlerin bir arada yaşamasından korkanlar “birlik ve beraberliği” “susan toplum” olmak şeklinde anladılar, ülkeye de öyle yaşatmak istediler. Halen de aynı çaba içindeler.
Ama o çabalar ülkeyi bugünkü bölünme haline getirdi. İki tarafın da asla birbirini dinlemediği, dinlemek istemediği, iki taraftan da olmayanların her iki tarafça düşman olarak görüldüğü bir hale bu toplum kendi kendine gelmedi.
İktidar partisi de muhalefet partileri de ülkelerine bakarken herkesi “dost kuvvetler-düşman kuvvetler” olarak sınıfladığı ve “düşmanın demokrasiye hakkı yok” diye düşündüğü sürece bu ortamdan çıkmamız mümkün olmayacaktır.

