Vesayet ve haddini bilmek

Haberin Devamı

Vesayet sözcüğü, siyasi hayatımızda daha çok “askeri vesayet” şeklinde, Silahlı Kuvvetler’in siyasi alana ait bazı konularda “irade” göstermesini ve bazen diretmesini anlatmak üzere kullanıldı.

Vesayet sözcüğünün kapsamı aslında sadece “askeri müdahale”nin bir türünü ya da genel “müdahale iradesi”ni ifade etmekle kısıtlı değildir. Çünkü demokratik sistemin herhangi bir ayağı aksadığında, kuvvetlerden herhangi biri kendi “vesayet”ini oluşturabilir.

Başbakan’a göre, askeri yargının alanını daraltan yasa değişikliği “askeri vesayet”i azaltan bir gelişme. Ama aslında bu değişikliğin yapılış şekli ve mantığı Meclis çoğunluğunun demokrasi ruhunu zedeleyen bir “vesayet” durumunun varlığını gösterdi.

Söz konusu değişikliğin doğru, gerçekleştirilmesi gereken bir sistem değişikliğinin başlangıcı olabilmesi, değişikliğin yapılış tarzını da önemli kılıyor.

***


Demokratik rejimin mantığı içinde kimsenin, Meclis çoğunluğunun bile “vesayet”i olamaz.

Her görevdeki herkes, her kurum “haddini” bilir. Herkes haddini bildiğinde, yetkilerini “haddi” içinde kullandığında ve “haddi” içindeki sorumlulukların tümünü tam olarak taşıdığında herhangi bir “vesayet” durumunun ortaya çıkması da mümkün olmaz.

Başbakan’ın “vesayet” tartışmasının kenarına “haddini bilme” kavramını getirmesi doğrudur. Ancak, pazar günü Ankara il kongresinde yaptığı konuşmadaki kimi unsurlar, Başbakan’ın “haddini bilme” meselesini sadece kendisi dışındakiler için düşündüğünü gösterdi.

Uygur Türkleri ile ilgili cümleleri, aile ve çocuk izleme konusundaki sözleri bunun örnekleri olarak kayda geçecektir.

Uygur Türkleri’nin uğradığı baskılar konusunda Bahçeli’ye cevap verirken Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı sırasında Çin Devlet Başkanı’na devlet nişanı verilmesini “kullanmıştır.” Üstelik “bize diplomasi öğretme” cümlesini söylemesinin ardından.

***


Erdoğan’ın “aileye sahip çıkma” ve “çocuğunu yetiştirme” konusunda kendi fikirleri olabilir, çocuklarına bazı televizyon programlarını izlettirmeyebilir. Ama pazar günü ana babalara çocuklarını nasıl yetiştirecekleri konusunda, davulcuyla zurnacıyı da işin içine katan öğütlerde bulunmuş, akıllar vermiştir.

Başbakanlık makamı insanlara çocuk eğitimini öğretme makamı değildir, bütün ülkenin çocuklarının iyi yetişmesinden, eğitim alabilmesinden, eğitim düzeyinin yükseltilmesinden sorumlu makamdır.

Başbakan’ın “sınırsız kontrolsüz bir ahlaki erozyon”dan bahsetmesi de haddini aşan bir durumdur. Eğer böyle bir konuda kıraathane sohbeti dışında bir fikri varsa ve ille de fikrini söyleyecekse, bu erozyonun ne olduğunu da söylemek zorundadır.

Demokratik rejimde “vesayet” kelimesinin yeri yoktur; askeri vesayetin de, Başbakan’ın ahlak zabıtalığı vesayetinin de... Demokratik rejimlerde herkes haddini bilsin diye, önce başbakanlar hadlerini bilirler.


DİĞER YENİ YAZILAR