Haberin Devamı
Bu iki sözcüğü aynı anlam karşılığı için kullanmak, aslında bir “çarpıtma” ihtiyacının ürünü olarak görünüyor. “Vesayet” sözcüğü, siyasette kaynağını anayasadan almayan bir “etkin pozisyon”u ve “belirleyici olma” durumunu ifade için kullanıldı. En çok da “askeri vesayet” tamlamasında geçti.
Bu sözcük ya da kavram, askerin 28 Şubat’taki “operasyonu” ile Refahyol hükümetinin devrilmesi, Gül’ün aday olduğu Cumhurbaşkanı seçiminde muhtıra verilmesi gibi “etkin”likleri anlatıyor.
Son olarak, Arınç’a suikast iddiasıyla en tepe noktasına çıkan bir süreç yaşanıyor. Yaşanan, sivil yargının askeri işlemleri denetlemesi işlevinin gerçekleşmesidir. Bu sürecin ortaya çıkmasıyla birlikte, “askeri vesayet” kavramının karşısında bir “sivil vesayet” kavramı belirdi.
Sivil vesayetle kastedilen şudur: Askerin siyasete müdahale etmesine karşı çıktığınız zaman, sivil siyasetin müdahalesine yol açarsınız. Başka bir deyişle askerin etkin olduğu alanlar azalırsa o boşlukları “bunlar” doldurur. “Bunlar”dan kasıt, sivil siyaset değil, “ülkeye kötülük edeceğinden kuşku duyulan güçler”dir.
Tabii ki cümle böyle söylenmiyor, ama kamuoyuna verilmek istenen mesajın, yaşanan korkunun tercümesi budur ve mantığı da bu kadar absürttür. Sandıktan çıkıp gelen zaten iktidardır ve iktidarın “vesayet”inden söz etmek anlamsızdır. Ama yaratılmak istenen tartışma ortamı, “iki vesayetten birini seç” zorlamasıdır. Alınmak istenen cevap da “askerin üzerine gidilmesin, AKP başıboş kalmasın”dan ibarettir.
Buna karşılık her sivil siyasi iktidarın, gelişi hiç tartışmasız demokratik yolla olsa bile ve arkasındaki halk desteğine rağmen “dikta” eğilimlerine yönelmesi de her zaman mümkündür.
“Dikta” kelimesinin ne anlama geldiği belli: Siyasi iktidarın toplumdaki farklı düşünceleri yok etmek üzere demokratik hakları ve özgürlükleri şu ya da bu ölçüde budaması, her türlü muhalefeti sindirmesi bu sözcük için yapılacak en basit bir tanımdır.
AKP’nin demokrasi karnesinde çok kırık not var. Temel özgürlükler açısından da var, çalışan haklarıyla ilgili olarak da var.
Medya üzerinde devlet gücünü ve imkânlarını kullanarak baskı yaratmak da ağır kırıklardan biri.
Bunlara rağmen, AKP’nin bir “sivil dikta” yönelimi içinde olduğunu söylemek için Türkiye’de bugüne kadar yaşanan diktaları bilmemek ya da unutmuş olmak gerekiyor.
AKP demokratik geleneklerden gelen bir siyasi parti değildir, iktidar olduğu dönemlerde önemli demokratik gelişmeler sağlamış oluşu da bu partiyi has demokrat kılmaz ama amacının bir sivil diktaya gidiş olduğu iddiası da inandırıcı olmaktan uzaktır.
AKP’nin şansı ve şanssızlığı, karşısında tutarlı bir sol muhalefet olmayışıdır.
Sol muhalefetlerin en önemli işlevi merkez sağ iktidarları demokrasi sınırları içinde kalmaya zorlamak, bu partilerdeki otoriter eğilimleri teşhir etmek, halkı bunlara karşı uyarmaktır.
AKP şanslıdır; karşısında bir sol muhalefet olmadığı için rahattır; şanssızdır, kendisini demokrasi açısından denetleyen olmadığı için yanlış yapma ihtimali artmaktadır.

