Maliye Bakanı, adına "deprem vergileri" denilen vergilerin "kalıcı" olacağını açıklarken büyük itiraflarda bulundu. Biliniyordu, ama Bakan'ın ağzından açıklanması daha inandırıcı oluyor. 1999 yılındaki büyük deprem felâketinden sonra, depremzedelere destek için "geçici" vergiler getirilmişti. Ve tabii ki bunlardan sağlanan gelirin depremzedelere aktarılması söz konusu değildi. Maliye Bakanı bugün diyor ki: "O sırada tepkileri önlemek için böyle söylendi." Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümetinin daha çok vergi alabilmek için halka yalan söylediğini, o günlerin acılı ve duygusal ortamını bile istismar ettiğini bizzat Maliye Bakanı açıkladı. Bu açıklamaya, açık sözlülüğe Türk vatandaşlarının "adam yerine konulması" nın, vatandaş yerine konulmasının bir örneği olarak bakılabilirdi. Evet bakılabilirdi. Ama Bakan'ın, bu açıklamanın ardından gelen sözleri ana mantığın değişmediğini çok açık olarak gösteriyor. Bakan diyor ki: "Ek vergi getirirken hangi amaçla getirdiğimi söylemek zorunda değilim, bütçe açığını kapatmak için gereken vergiyi getirirdim..." Türkiye'de herkesten vergi alamayan, ülkenin en az yarısından vergi alamayan bir Bakan bu ülkenin vergi veren vatandaşlarını adam yerine koymadığını böyle gösteriyor.
Görevini yanlış anlayanlarla
Uygar ve gelişmiş bir ülkede, bütün vatandaşlar arasındaki eşitliğin en önemli göstergelerinden biri vergi eşitliğidir, vergi adaletidir. Yine uygar ülkelerde yönetimler ek vergi getirdikleri zaman bunu nasıl kullanacaklarını halka açıklamak zorundadır. Bütçe denilen şey bir ülkeyi yönetenlerin babalarının cebi değildir; oradaki para o ülke halkının parasıdır ve o parayı kullananlar nasıl ve ne için kullandıklarını sürekli olarak halka açıklamak zorundadırlar. Devletin bütçesini, herhangi bir özel şirketin muhasebesi zanneden bir yönetim anlayışıyla vergi adaleti ve eşitliğinin gelmesini beklemek hayaldir. Türkiye'de kayıt dışı ekonomi, yani devletin vergi alamadığı kesim, bütün ekonominin yüzde 50'sine yakındır. Devlet de bu kaybı dolaylı vergilerle giderir. Şu anda devletin vergi gelirlerinin yüzde 70'i dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Ekmek aldığınız zaman ödersiniz, pirinç aldığınız zaman ödersiniz, benzin kullandığınız zaman ödersiniz. Ve herkes aynı vergiyi öder, gelir düzeyi farkı gözetilmeksizin. Ankara'da devletin bütçesini yani halkın parasını kendi keyfine göre kullanacağını, halka bilgi vermek zorunda olmadığını zanneden, küçük şirket muhasebecisi zihniyetini aşamamış bakanlar bulunduğu sürece vergi eşitliği ve adaleti yolunda adım atmak da mümkün değildir. Olay hep aynıdır. Kaçan kaçar, bir kez yakalanmış olan vergi vermeye devam eder. Ankara'daki "muhasebeciler" de böylece günü kurtardıkları için sevinirler. "Benim ödediğim vergiyle ne yapıyorsun" diye sorana da "sana ne" derler.
Vergi yalanları
Maliye Bakanı, adına "deprem vergileri" denilen vergilerin "kalıcı" olacağını açıklarken büyük itiraflarda bulundu
Haberin Devamı

