Ve Hoca da gitti

Necmettin Erbakan adını Türkiye 60'lı yılların sonlarına doğru duydu. İlginç bir profesör Odalar Birliği ni ele geçirmek için hücuma kalkmış ve adını herkese duyurmuştu

Haberin Devamı

Necmettin Erbakan adını Türkiye 60'lı yılların sonlarına doğru duydu. İlginç bir profesör Odalar Birliği ni ele geçirmek için hücuma kalkmış ve adını herkese duyurmuştu. Odalar Birliği o dönemde Adalet Partisi'nin kontrolündeydi. Erbakan, Odalar Birliği'ne saldırırken hem "montaj sanayiine karşı milli sanayi" gibi sloganlar kullanıyor hem de AP'nin daha gerisinde dini temaları hafifçe öne çıkarıyordu. "Hoca", Birliği ele geçiremedi. Kendine yakın küçük bir grupla, doğrudan "siyasi İslam"a dayanan ilk parti olan Milli Nizam Partisi'ni kurdu. Tabii 12 Mart askeri müdahalesi Erbakan'ı da rahatsız etti ve Hoca Avrupa'ya kaçtı.

İktidara yürüyüş...
1973'te Erbakan bu kez Milli Selamet Partisi ile ortaya çıktı ve Bülent Ecevit'in "ortanın solu" ndaki CHP'si ile koalisyon kurarak iktidara geldi. Ecevit, bu koalisyonun ülkede çok geniş kesimleri rahatsız edeceğini bildiği için lafa Kemal Tahir'den girip, İdris Küçükömer'den çıkarak özel bir "tarihsel uzlaşma" teorisi geliştirmiş ve Erbakan'la koalisyon kurmasını kendince haklı göstermişti. İşte bu koalisyon Erbakan'ın yönetimindeki "siyasi İslam"ın ilk kez iktidara taşınmasını sağladı. Devlette, MSP'nin elindeki çeşitli bakanlıklarda ve kamu kuruluşlarında çok hızlı ve sağlam kadrolaşmalar gerçekleşti. Erbakan daha sonra iki kez Demirel'in "Milliyetçi Cephe" koalisyonlarıyla iktidar oldu. Daha sonra 12 Eylül askeri müdahalesinin ardından o da cezaevinin yolunu tuttu.

Hoca'nın "başarısı"
Erbakan, Türkiye siyasetinin son 35 yılında, aldığı oy oranı ne olursa olsun hep ağırlık taşıdı. İğneli sözleri, laf oturtmaları ve alaycı formülleriyle kendini hep gündemde tuttu. Ama Erbakan'ın asıl önemi kuşkusuz, laik ve cumhuriyetçi yapının en güçlü dönemlerinde "siyasi İslam"ı iktidara taşıma başarısıdır. Erbakan öncesinde, çekingen ve hatta ürkek duran tarikatları siyasileştirmek, bir siyasi parti yapısının içinde aktif hale getirmek onun başarısıdır. Erbakan'a kadar "siyasi İslam" merkez sağ partilerin içinde ağırlık kazanan tarikatlar yoluyla yaşıyordu. Bu tabanın siyasileşmesinin diğer mimarı da "komünizmle mücadele dernekleri" ve "cami yaptırma dernekleri" aracılığıyla kendi toplumsal temelini geliştirmeye çalışan Demirel'in AP'si olmuştur. Demirel'in AP'si altyapıyı hazırlamış ve Erbakan bunu önemli bir siyasi harekete çevirmeyi başarmıştır.

Üçüzler...
Erbakan indi çıktı, gitti geldi. Geçen hafta tekrar son partisi olan Fazilet Partisi'nin başına geçti. Kürsüye çıktı. Eskiden olduğu gibi laf oturtma, insanlara ilginç adlar takma, siyasi durumu kendi uydurduğu halk deyişleriyle açıklama gibi Erbakan'a özgü hiçbir durum yaşanmadı. Kendi yarattığı yapının üzerinde iktidara ulaşan AKP'ye de hücum etmedi, onlarla alay etmedi. Emekliliğinde kendi küçük dükkânına çekilmiş, uzaktan "Neydi o eski günler" diye olanı biteni izleyen bir esnafın hüznü içindeydi. Erbakan Hoca da 35 yıl sonra gitti. Artık yasağı yok, ama partisinin kendisiyle birlikte emekli olduğunu biliyor. Partisinde en sadık biçimde Hoca'yı bekleyenler de bunu biliyor. Bülent Ecevit seçim gününe kadar bilmiyordu. O akşam öğrendi. Ecevit ile Erbakan kuşkusuz ayrı dünya görüşlerinin insanları, ama son 35 yıldır politikadan ne anladıklarına ve yaptıklarına bakıldığı zaman aslında birbirlerinden fazla farkı olmayan insanlar. Aynı Demirel gibi. Üçü, birbirinin en sıkı siyasi hasmı oldukları halde bir "üçüz sistemi" içinde yaşadılar ve aşağı yukarı aynı zamanda emekli oldular. Üçü de bu emeklilik günlerinde son 35 yıldaki icraatlarını gözden geçirir, "hangi yanlışı yaptım" sorusuna içtenlikle ve yüksek sesle cevap verirlerse bundan sonrası için bir faydaları olur.

DİĞER YENİ YAZILAR