Erdal Öz’ün romanı
Onunla 1968 yılında tanışmıştım. Üniversiteye Ankara’ya giderken Kemal Özer “Mutlaka Erdal’a uğra, tanış” demişti. Erdal Öz’ün “Odalarda” kitabını okumuştum. Sergi Kitabevi’de değişik bir dünyayla tanıştım. Erdal Öz farklı bir insandı. Yazı ile tutkulu bir ilişkisi vardı, kitapla, kültürle yaşayan bir kişiydi, hep öyle oldu. Hapis yattı, fikirlerini daha da güçlü bir şekilde savunmaya, daha yüksek söylemeye devam etti.
Ayşe Sarısayın “Erdal Öz, Unutulmaz Bir Atlı” kitabında çok renkli bir hayat macerasını anlatıyor. Öz’ü tanıyanlarla konuşmuş, kitaplarda, dergilerde yazılanları, kendi yazdıklarını da toplamış ve ortaya roman tadında bir hayat hikâyesi çıkmış. Erdal Öz’ün, her aşaması başka bir macera olan hikâyesi, bu ülkenin okuyan yazan aydın insanlarının hikâyesidir. Halkı için, ülkesi için iyi bir şeyler yapmak, güzel bir geleceğe katkıda bulunmak isteyenlerden biriydi Erdal Öz, onun hikâyesini okuyanlar bu ülkenin çeşitli halleriyle tanışacak, bazen yaşananlara hayret bile edecektir. Bu kitap hem Erdal Öz romanı, hem de özel bir Türkiye hikâyesi olarak okunmalıdır.
Ulus mu din mi?
Yahudilikle ilgili tartışmalar bitecek gibi değil. En yaygın soru da şu: Yahudilik din midir yoksa bir ulusal, ırksal birlik midir? Bu sorunun cevabı bugüne kadar iki türlü de verildi. Son dönemlerde bazı Yahudi tarihçilerin “ulusal birlik” olmadığını savunan çalışmaları radikal Yahudi çevrelerinde tepkiyle karşılandı. Radikal Yahudiler, ırk birliğine dayanan bir din olmanın birliği daha güçlü kılacağına inanıyor.
Yahudilik tarihinde de, diğer dinlerde olduğu gibi efsaneler, mitler ve tarih birbirine karışmış durumda. Bunların da diğerlerinde olduğu gibi birbirinden ayrılması için daha çok zaman gerekiyor. Türkçede Yahudilikle ilgili fazla kaynak yok. Hıristiyanlıkla ilgili kaynaklar daha çok. Salime Leyla Gürkan’ın “Yahudilik” adlı kitabı bu boşluğu doldurabilir. Tabii kitabın içeriğini tartışabilmek için uzman olmak gerekiyor, ancak bu kitabın Yahudilikle ilgili derli toplu bilgi sahibi olmak isteyenlere yararlı olacağını söyleyebiliriz. Yazarın yararlandığı kaynaklara bakarak, ciddi bir çalışma olduğunu da eklemek gerekiyor.
En meşhur Türk
Hiç Türk adı bilmeyen Hıristiyanlar da Ağca’yı tanıyor. Türkiye’nin en önemli gazetecilerinden birini öldürdükten sonra Roma’da Papa’yı öldürmeye kalkan bu ilginç şahsın o işleri neden, hangi güdülerle, hangi yönlendirmelerle yaptığı hâlâ açığa çıkmış değil. Bundan otuz yıl önceydi, Ağca Abdi İpekçi’yi öldürdükten sonra yakalandı, iktidarda CHP vardı, Başbakan Bülent Ecevit’ti, ama hiçbir şey açığa çıkamadı, hiçbir soru yanıtlanmadı. Çünkü Ağca sıkıyönetim altında, tutuklu bulunduğu askeri cezaevinden asker giysileri giydirilerek kaçırıldı. Sonra da Roma’da ortaya çıktı. Bu olayı çok ayrıntılı bir şekilde araştıran Uğur Mumcu, daha çok Doğu Avrupa istihbarat örgütlerinin bir icraatına yoğunlaşmıştı. Belma Akçura “Ağca’nın Derin İlişkileri” kitabında tek bir varsayıma bağlı kalmadan Ağca olayının farklı yönlerini araştırıyor. Kitabı okuyunca bazı soruların bugün daha da önem kazandığını görüyoruz. Ağca olayının tam olarak aydınlanacağını ümit etmek fazla bir beklenti olabilir, ama olayın izlerinin bugüne kadar geldiğine bakarak o günün olaylarını da iyi bilmemiz gerektiğini düşünmeliyiz.
Ulusların hikâyeleri ve gerçekleri
İkisi Türk biri Yahudi ulusuna dair üç kitap, toplumları ve insanları anlamak adına ışık tutuyor. Kitaplardan ilki Erdal Öz’ü tanımak isteyenler için roman tadında hayat hikâyesi...
Haberin Devamı

