Haberin Devamı
Bizim basında uzun süredir bir gelenek oluştu, bu geleneğin gerekçesi, okurların pazar gününün rehaveti içinde ciddi konularla özellikle de politikayla ilgilenmek istemeyeceği...
Bu tespitten yola çıkıldığı zaman da hafta içinde politika ya da politikayla ilişkili ciddi konularda yazanların pazar günleri farklı şeyler yazmaları, bir anlamda okuru “eğlendirmeleri” gerekiyor.
Ancak dünkü gazetelerin ilk sayfalarında yer alan üç haberi yan yana okuduğumuz zaman, pazara gevşek hazırlanmanın şartları da kendiliğinden yok oldu.
Haberlerin biri, ülkemizi tehdit eden susuzlukla ilgili. Gerçi Başbakan bu konudaki bir soruya cevap verirken önümüzdeki kış yine yağışlarının belirleyici olacağını söylemişti, ama bu haber biraz farklı.
Fethullah Hoca olarak bilinen ve önemli bir cemaat etkisine sahip olan Fethullah Gülen, Amerika’da bizim televizyon kanallarını izlerken yağmur duası haberlerini görmüş ve şova benzettiği bu dua şeklini hiç beğenmemiş. Kuraklığın asıl sorumlusunun “insanların bin türlü günah işleyip tövbe etmemesi” olduğunu söyleyen Hoca’ya göre “o mesele öyle olmaz”mış. Hoca, “İcabında orada yüreğin durur, bayılırsın. Yere yığılır, başını yerlere sürtersin” diyor. Demek ki dua edenler kendilerini parçalamalı ki bir sonuca ulaşılabilsin. Fethullah Hoca, uzaktan tarif etmek yerine Amerika’dan gelip bu duaları bizzat yönetmeyi de düşünebilir...
Susuzluk tehlikesiyle ilgili olarak yetkili zevatın ne yaptığını, ne gibi acil önlemler aldığını ve hangi uzun vadeli planları geliştirdiğini henüz bilmiyoruz. Ama Fethullah Hoca’nın dua ederken “kendini parçalama” önerisi tutarsa kışa girerken bayağı telefat vereceğimiz söylenebilir.
İkinci haber, seçim öncesinde seçim kanunu dolayısıyla İçişleri Bakanı olan bürokrat ile ilgili. Bu bakan Bodrum’a gezmeye gitmiş, Muğla Valisi kendisini ağırlamış, ama yediği “risotto”nun şarapla yapıldığını öğrenen Bakan çok öfkelenmiş ve Vali’yi görevinden almış.
Bu “risotto” denilen şey aslında İtalyan pilavıdır. Sayın Bakan Bodrum’a küçük bir keyif gezisine gitmişken demek ki bu bilmediği yemekten tatmak istemiş, üstelik pek beğenmiş ve tarifini istemiş, şarapla yapıldığını öğrenince de sinirden delirmiş. Sayın Bakan’a “bilmediğin şeyi neden yiyorsun” diye sormak abes kaçabilir. “Madem ki bu kadar hassassın, yemeden önce bu nasıl yapılıyor diye sorabilirdin” dersek de belki makama saygısızlık gibi alınabilir. Sonuçta, İtalyan mutfağının ülkemizde yaygınlaşması sayesinde bir de “risotto krizi” yaşamış olduk.
Üçüncü haber ise bir “seçmen davranışları araştırması”nın sonuçları arasında yer alıyor. CHP’ye oy verenlerin yüzde 12’si ramazanda lokantaların kapatılmasını istiyor, yüzde 14’ü de kadının denizde mayo giymesini günah olarak görüyor.
Üçü birden gerçekten çok fazla oldu...

