Üç dalga bir arada

Haberin Devamı

Ergenekon davası, daha ilk soruşturma başladığı andan itibaren iki zıt tepkiyle karşılandı. Türkiye’nin yakın geçmişindeki karanlık noktaların aydınlatılmasını isteyenler ve umut edenler davayı olumlu karşıladı. Buna karşılık bir kesim bu davanın bir “Atatürkçüleri tasfiye” operasyonundan ibaret olduğunu savundu.

Ergenekon davasında sanık ve zanlı durumundaki kişiler üç farklı grupta yer alıyor.

Bunlardan biri, çeşitli şekillerde ve yıllardır, Susurluk da dahil olmak üzere çete faaliyetlerine karışmış ve bir şekilde devlet ya da devletin içinde bulunan kişilerle temasta olanlardır.

İkinci grupta emekli askerler ve bunlarla ilişkili bazı siviller bulunuyor. Bu emekli askerlerden bazılarının birinci gruptakilerle ilişkileri de kendi ağızlarından doğrulanmıştır.

***

Dava sürecinde henüz bu iki grubun ilişkileri tam olarak çözülmüş değildir. Danıştay saldırısı ve bazı suikastlar dolayısıyla bazı “suç ilişkileri”nin belirtileri ortaya çıkmıştır, ama bunların kanıtlandığını söylemek için henüz erkendir.

Üçüncü grupta ise, imkânları dolayısıyla AKP hükümetine en şiddetli şekilde muhalefet etmiş bazı kişiler bulunuyor. Bu gruptakilerin de diğer iki grupla örgütsel ilişkileri kesinleşmiş değildir.

Deniz Baykal da ilk kez dün, bu dava dolayısıyla suç örgütü oluşturmuş kişilerle, tanınmış muhalif kişilerin yan yana konulduğundan söz etti.

***

Dava sürecinde asker kişilerin, görevde oldukları dönemdeki “darbe” girişimleri ele alınmamakta, bu kişilerin emekli olduktan sonraki kargaşalık ve darbe ortamı yaratmayı hedefleyen faaliyetleri soruşturulmaktadır. Ancak dünkü operasyonda bazı muvazzaf subayların da gözaltına alınması, eski olayların da davaya dahil edilmesi ihtimalini güçlendirmiştir.

Bu davanın sağlıklı yürümesi için gözetilmesi gereken önemli bir husus, özenli davranma hususu dünkü operasyonlarda çiğnenmiş gibi görülüyor.

Davanın konusu AKP’ye en şiddetli ve sert muhalefeti yapan kişiler değildir ve olamaz, Türkiye bütün siyasi faaliyetlerin serbest olduğu bir ülkedir. En azından öyle olmaya yaklaşmıştır. Bu durumu çiğneyerek siyasi görüşler üzerine kurulu davalar yaratmak demokratik düzende onarılmaz yaralar açar.

***

Dünkü operasyon, özellikle de kovuşturulan üç isim davayı sulandırma hevesinde olanların etkin olabildiğini gösteriyor. Prof. Yalçın Küçük, Prof. Kemal Gürüz ve Sabih Kanadoğlu’nun “çete” örgütlenmelerinin içinde yer aldıkları iddiasını inandırıcı bulmak güçtür. Eğer bu üç isim, muhalif kimlikleri dolayısıyla davaya katılmak isteniyorsa sadece Ergenekon davası en ağır şekilde sulandırılmış olmakla kalmaz, ülke de çok tehlikeli bir yola sokulmuş olur.

Ergenekon davası ancak en geniş ve açık demokratik kurallar içinde yürütülürse yakın geçmişimizin karanlıklarını geride bırakabiliriz. Bu dava dolayısıyla başka hedefler yaratmaksa, ancak bu karanlıkları yarına da taşıyacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR