Duygular üzerinden siyaset yapanlar, her türlü “popülizm”, kıraathane filozofları vs, “tuz görünce atlayanlar” halinde ortaya çıkmış bulunuyor.
Terörün başladığı ve tırmandığı yıllarda sıkıyönetim vardı, olağanüstü hal vardı ve idam cezası vardı. Bugüne kadar neler yaşandığını, terörün hangi aşamalardan geçtiğini ve halen Türk toplumunu neden sallayabildiğini anlamayan bir kısım cahil hâlâ olağanüstü halden, idam cezasının tekrar konulmasından söz edebiliyor.
İdam cezası 1999’da kaldırıldı.
12 Eylül 1980 öncesinde vardı ve ülke kan gölüne dönmüştü.
12 Eylül askerî yönetimi idam cezasını bol bol uyguladı, başındaki şahıs “asmayalım da besleyelim mi” gibi en ilkel bir sözle faşizm tarihine geçti.
12 Eylül yönetimi gitmiş, sivil hükümet gelmişti, sıkıyönetim de vardı, olağanüstü mahkemeler de vardı, bu mahkemelerde otoritenin sembolü olarak askerler de vardı, idam cezası da vardı. PKK’nın birinci kuşağı bu koşullarda dağa çıktı, adam öldürmeye başladı. Silahlı Kuvvetler’e de saldırdı, sivilleri de öldürdü, otoritesine karşı çıkan Kürtleri de öldürdü, farklı fikirdeki Kürtleri de...
1999’da PKK lideri teslim edildi ve idam cezası da kaldırıldı. 1999’dan 2002 yılına kadar olan dönem, terörün en düşük seviyede olduğu dönemdir. Ama o dönemi siyasiler, terörün kaynaklarının gerçek anlamda kurutulması için doğru kullanamadı.
Bugün tekrar olağanüstü hal istemek, idam cezasını gündeme getirmek Türk toplumunu tahmin bile edilemeyecek kadar uzun bir süre için teröre mahkûm etmek demektir.
Olağanüstü hal ilan edilirse, idam cezasının tekrar konulması için herhangi bir girişim olursa PKK’nın kendisini “kazanmış” hissedeceğini ve amacına ulaştığı için bayram edeceğini anlamayacak kadar kısır kafalarla, çağ dışı kıraathane fikirbazları yüzünden hâlâ bu sorunla uğraşıyoruz.
Birkaç alkış almak için idam cezasını tekrar gündeme getirenler, ceza yürürlükteyken neler olduğunu bilmiyor olabilirler, ama bildikleri halde söylemiyorlarsa bunun adı gerçek ihanettir.
Etnik ayrımcılık ve terörle mücadeleden başarıyla çıkmış toplumlar hangi yollarla başarılı olmuşsa, Türkiye de aynı şekilde başarılı olacaktır.
Bu mücadelede hangi toplum başarısız olmuş ise de işte bugün de örümcek bağlamış kafalarını uzatarak, tuz görmüş gibi atlayanlar yüzünden başarısız olmuştur.
İçinde bulunduğumuz ortamda en büyük tehlike kaynaklarından biri, birkaç alkış için zırvalayan cahiller ya da bile bile yalan söyleyenlerdir.

