Türkiye ile İsrail’in ilişkileri “one minute”den beri sürekli erozyona uğruyor. Bunun öncelikle Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin Orta Doğu’daki diğer Müslüman ülkelerle olduğu gibi olmasını isteyen güçleri sevindirdiği ortada.
Batı dünyasından almaya devam ettiği kuvvetli destek sayesinde İsrail’i yönetenler, bir zamanlar kendi halklarına reva görülen vahim muameleyi başkalarına uygulamayı belirli bir şekilde alışkanlık edinmişlerdir.
Gazze’ye yardım götürenlere yapılan saldırı da aynı pervasızlığın son ürünüdür.
Saldırının arkasından “bu kadarı beklenmiyordu” diyenler oldu, aslında bekleniyordu; İsrail, gemilerin geçeceği bölgeyi yasak bölge ilan etmiş ve müdahale edeceğini günler önce ilan etmişti.
Yardımı götürenlerin asıl amacı da Gazze dramını unutmaya yüz tutmuş dünyaya, bu dramın bütün ağırlığıyla yaşanmaya devam ettiğini göstermek olduğuna göre, eylemciler amaçlarına ulaşmışlardır. Dünya, İsrail devletinin şiddet uygulamakta hiçbir tereddüt göstermediğini bir kez daha görmüştür.
Filistin meselesi çözülmediği sürece radikal dinci hareketler bu en büyük beslenme kaynaklarını korumaya devam edecek. Filistin halkının önemli bir bölümü de radikal İslamcı örgütlerin peşine düşmüş durumda. İsrail devletinin bütün politikalarıysa bu durumu pekiştiriyor.
İsrail’in katı politikalarının son dönemde iyice belirgin hale gelmesinin nedeninin, bu ülkeyi yöneten radikal sağcıların “nasıl olsa bir savaş çıkacak, bunu daha İran nükleer bomba edinmeden yapalım” düşüncesini taşımaları olduğu da öne sürülüyor.
Tabii ki Türkiye’yi bu çatışmaya çekmek isteyenler var. İçeride radikal sağ, dışarıda bölgenin radikal İslamcı yönetim ve örgütleri Türkiye’nin bu çatışmada açık olarak İsrail karşısında olmasını istiyor.
AKP hükümetine içerideki radikal çevrelerden de baskı geleceği kesindir.
Türkiye’yi zorlamak için başka eylemlere girişmeye, Türkiye’nin Yahudi vatandaşlarına tehditler yöneltmeye kalkışacaklar da olabilir.
Bütün bunları önleyebilecek tek yol, Hükümet’in “sağduyu” hattında -ama tabii ki İsrail’in faşist yöntemlerini sonuna kadar teşhir ederek- kalmasıdır.
Bu kolay değil; çünkü İsrail “sağduyu hattı”nda değil, siyasi İslamcı çevreler de “sağduyu hattı”nda değil. Ama Ankara “sağduyu hattı”nda kalmak zorundadır.

