AKP hükümeti, anayasa tartışmasını kendi kendine türbana kilitliyor. Bunda şaşılacak fazla bir şey yok. AKP’nin “öz” tabanı türban meselesinin halledilmesini istiyordu. Ancak onların anladığı “hal tarzı”, üniversitede, ilköğretimde ve liselerde ve tabii bütün kamuda yasağın kalkması.
Bu “öz taban”da yer almayan, ancak türban meselesinin ülkenin gündemindeki bir gerilim alanı olmaktan çıkmasını isteyen değişik görüştekiler de yasağın üniversitede kalkması yolunda görüş belirtmeye devam ediyor.
Burada aslında bir tanım farkı var. Üniversiteye başı kapalı girebileyim diye uğraşan, bu uğurda her yola başvuran genç kızlar için bu bir bireysel özgürlük alanı mıdır yoksa bir dini aidiyet işareti midir?
Türbanın dini işaret ya da simge ve bir siyasal çatışma alanı olduğu görüşünü kabul ettiğimiz takdirde üniversitedeki yasağın devam etmesini istemek durumundayız.
Yasak kalktığı andan itibaren, başları kapalı kız öğrencilerle onları destekleyen erkek öğrencilerin üniversitenin tümünde yaratacakları hava bellidir.
İyimser düşünen kimileri böyle olmayacağını varsaymaya devam ediyor.
Başı kapalı öğrenci hareketinin kendisini bu şekliyle bir siyasi unsur olarak yüksek öğrenim alanının ortasına yerleştirmesinin sonuçlarını herkesin tekrar düşünmesi gerekir.
Bu hareket içindeki kız ve erkek öğrencilerin birinci hedefi, doğal olarak, kendi saflarını genişletmek olacaktır.
Bu da başka tepkiler yaratacak, başka simgeler üzerinden rekabete hatta gerilimlere yol açacaktır. Örneğin radikal milliyetçi gençlerin de başlarına kalpak takıp gelmelerine bu durumda kimse itiraz edemez. Onlar da şöyle diyeceklerdir: “Nasıl Atatürk’ün annesinin ve eşinin başının kapalı olması sizin gerekçeniz ise Atatürk’ün kalpak giymiş olması da bizim gerekçemizdir...”
Bunun arkası, kendilerini solcu olarak niteleyen öğrencilerin, hatta Kürt öğrencilerin de kendilerinin ayırt edilmesini sağlayacak simgelerle, bir varlık ve güç gösterisi yapacak şekilde ortaya çıkmalarıdır.
Üniversitede türban yasağının kalkmasını ya da kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlayacak bir rahatlık ortamına henüz toplum olarak ulaşmış değiliz.
Tabii ki asıl hedef, paylaşılan bir hoşgörü içinde ve çatışma duygularının en aza indirildiği rahat bir ortamda yaşamaktır. Ama böyle bir ortam yok ve bugün üniversitede yeni çatışma alanları yaratacak hareketlerin de hiçbir anlamı yok.

