Tribün olayın ucudur

En 'kolay' konu olduğu için haftalardır, İnönü Stadı'ndaki cinayetin ardından futbolda şiddeti konuşuyoruz

Haberin Devamı

En 'kolay' konu olduğu için haftalardır, İnönü Stadı'ndaki cinayetin ardından futbolda şiddeti konuşuyoruz.

Statlara biraz daha fazla polis dikilecek, seyircilerin üstü başı birkaç kere aranacak, kulüp yöneticileri lümpen taraftara bedava bilet vermeyecek... Ve böylece sanki sorun hallolacak.

Hayır, sorun hallolmayacak, çünkü ne yazık ki toplumumuzun her yanından şiddet fışkırmaktadır.

* On binlerce ruhsatsız ateşli silah, hatta kaleşnikoflar elden ele dolaşıyor.

* Her küçük trafik tartışmasının ardından küfürleşme, dövüşme ve "levye çekme" faaliyetleri geliyor.

* Polis göstericiye "Allah yarattı" demeden vuruyor, gösterici de polise aynı şekilde cevap veriyor.

* Aile içi şiddetin boyutlarını uzmanlar anlatıyor. Okulda dayak yiyen çocuk yüzlerini, ağabeyi tarafından hırpalanmış genç kız yüzlerini her gün, her tarafta görmekteyiz.

* Futbol maçlarından sonra evlerin pencerelerinden, balkonlarından kutlama ateşi açma adeti henüz giderildi.

Ama köylerine okul açıldığı için sevinen köylüler hâlâ kutlamayı havaya ateş ederek yapıyor.

Yerlerine yenileri gelir
Örneklerini uzattıkça uzatabiliriz. Ancak bu örneklere eklenmesi şart olan bir husus da şiddeti kullanan bazı kişilerin toplumun önüne "kahraman" gibi çıkarılmasıdır.

İşi gücü, eğitimi ve hiçbir umudu olmayan on binlerce genç insanın Alaattin Çakıcı'ya, Sedat Peker'e, İbrahim Tatlıses'e özenmesi için gerekli her şey yapılmıştır.

Bugün sokağa çıkamayan bir eski başbakanın, "Bu vatan için kurşun yiyen de kurşun atan da kahramandır" sözüyle ne demek istediğini herkes anlamıştı da galiba bir tek kendisi, lafın ucunun nereye varacağını anlamamıştı.

Ama mesaj belliydi, şiddetle yaşayan o kişiler aynı zamanda kahramandı.

Tribünleri dolduran, stat kapılarına yığılan ve umutsuzluklarını şiddet kullanarak tatmin etmeye ve ilerde o "abiler" gibi olmaya çalışan gençler, gerçekteki durumun su yüzünde fazla açık duran görüntüsünden ibaret.

* Şiddet, babanın kız çocuğunu okula göndermemesiyle evde başlıyor, küçük bir kabahat için çocuğun "kemiklerinin kırılmasıyla" gelişiyor, kadının "kocamdır, döver de söver de" demesiyle kökleşiyor.

* Ve bu şiddetle yaşama güdüsü günlük hayatın her yanına sıçrıyor, tribünde de sadece bir ucu ortaya çıkıyor.

Sorunun temellerine yönelmedikçe ve bu yönde çaba harcanmadıkça, üç beş çocuğu kovalamak bir işe yaramaz, çünkü onların yerine yenileri gelir.

DİĞER YENİ YAZILAR