Birkaç gündür H. Ü. vakasıyla uğraşıyoruz. H. Ü. dindar-muhafazakâr, siyasal İslamın içinde yer alan, 50 yıl önce fikirlerini beğenmediği bir gazeteciyi vurmuş bir şahıs.
Bu şahıs, bir süre önce küçük bir kıza cinsel taciz iddiasıyla gündeme geldi. Kız ve annesi ifadelerinde olayı doğruladı hatta H. Ü. de doğruladı, “şeytana uyduğunu” söyledi.
Bu şahıs çok kuşku uyandıran bir rapor sayesinde birkaç gün önce hapisten çıktı ve bütün televizyon kanallarını dolaşmaya başladı.
H. Ü. hiçbir konuşmasında alttan almadı, yaptığının son derece doğal olduğunu anlattı. Öyle bir tavır içinde oldu ki, sanki yaptığıyla övünüyor, her “kadın seven adam”ın yaşı küçük kızlara tacizde bulunmasının da doğal olduğunu anlatıyordu.
Bütün bu konuşmaları çok kişinin tepkisine yol açtı, ama asıl tiksindirici olan, bu şahsın televizyonda konuşurkenki rahatlığıydı. Küçük bir kıza cinsel tacizden hapse düşmüş, nasıl alındığı herhalde ortaya çıkarılacak olan bir raporla tahliye edilmiş bir kişinin hiç utanmadan herkesin önüne çıkabilmesiydi.
Çocukların cinsel istismarı, bütün toplumlarda, bütün ahlak anlayışlarında, hiç kuşkusuz bu şahsın ait olmakla övündüğü İslamcı cemaatlerde de çok ağır bir suçtur.
Bu suçu işlemiş birisinin, yaptığını çeşitli gerekçelerle savunması, açık açık savunması ve karşısındakilere saldırması korkunç bir utanmazlık örneği olarak hatırlanacak, bu şahsın televizyondaki konuşmalarının uyandırdığı insani duygu da en basitinden, tiksinme olarak kalacaktır.
O şahsın bu kadar rahat olmasının nedeni, belki de mensubu olduğu ve temsil etmeye çalıştığı dışarıya karşı muhafazakâr ve kapalı köy-kasaba kültürünün kendisini anlayacağına güvenmesidir. Tacizde bulunduğu kızla yaşıt kız çocuklarının zorla evlendirildiği bir kültür yapısı, bu şahsın “şeytana uymasını” da anlayabilir.
H. Ü. bu açıdan bakıldığı zaman haklıdır: Siz bu yaştaki kızları zorla evlendiriyorsunuz, o kızları evlendirdiğiniz yaştaki bir adam da “şeytana uyabilir...”
H. Ü. köy-kasaba kültürünün hem ürünü hem de besleyicisi olarak görevlerini yapmış birisidir. Onun için kameraların karşısında bu kadar rahat, resmi nikâhlı karısı da rahat, çünkü içinde bulundukları kültürün kendilerini koruyacağını biliyorlar.
H. Ü. kendisine ve zekâsına çok güvendiği için uzatılan her mikrofona, her kameraya konuşuyor. Mikrofon uzatanların hepsini alt edeceğinden ve ettiğinden hiçbir kuşkusu da yok. Bu da bizdeki televizyon gazeteciliğinin dramıdır. H. Ü. gibileri karşısına alıp soru soranların bu işe doğru dürüst bir zihinsel hazırlık yapmadan kalkışmaları sadece H. Ü’nün değil, bu toplumda bütün geriliği savunmayı iş edinmişlerin de büyük bir avantajıdır.
H. Ü’yü ekranda görünce tiksinenler bu şahsın karşısında dağılan anlı şanlı televizyon yıldızları için de biraz üzülsünler ve bunu da söylesinler. Belki o zaman onlar da kendilerine çekidüzen verme ihtiyacını hisseder.

