AKP hükümeti birçok konuda birden tıkanma yaşıyor, tıkanmayı çözecek yolları bulmakta da güçlük çekiyor.
Ekonomide hissedilir bir canlanma yok, işsizlik ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Yaz aylarında turizmle gelecek kaynaklar dışında ufukta bir rahatlama görülmüyor.
Kürt meselesinde, sorumluların bütün sözlerine rağmen bir gelişme sağlanamadı. Çok geniş çevrelerdeki, silahların susmasına yönelik umut ve beklentiler henüz karşılanmaktan uzak.
Avrupa Birliği ile ilişkilerde duraklama hali sürüyor. Tam üyelik yolunda, bir açıdan ekonomiye de katkıda bulunabilecek reformların gündemden çıkarıldığına dair kaygılar artmaya devam ediyor.
Ergenekon ve çevresindeki diğer soruşturma ve davalarda, uygulamadaki bazı yanlışlar ve Silahlı Kuvvetler’le ilgili yayınlar insanları tedirgin etmeye devam ediyor. Bu soruşturma ve davaların bir “demokratik temizlenme”den çok başka hesaplaşmaların ürünü olduğuna ilişkin kuşkular giderilemiyor.
Kıbrıs sorununda; Avrupa Birliği ile ilişkilerde de kilit sorunlardan biri olan bu meselede, Rum siyasilerin yarattığı sıkıntıların üstesinden gelinemiyor. KKTC’de Cumhurbaşkanı seçiminde, Mehmet Ali Talat’ın seçilmemesi halinde tıkanmanın tekrar “çözümsüzlük” haline gelmesi en güçlü ihtimal olarak ortaya çıkıyor.
İçerde bir süredir “uykuda” gibi görünen türban meselesinin üstelik Başbakan’ı kişisel olarak da çok rahatsız edecek bir şekilde tekrar ortaya çıkışını özellikle MHP’nin fazlasıyla kullanması AKP’de yeni rahatsızlıkların habercisi oldu.
Daha önce “çağdaş anayasa” hamlesinde başarısız olan AKP hükümetinin bu konuda nasıl bir yol haritası çizdiği belli değil. Hatta böyle bir yol haritası olup olmadığı da belli değil.
Bu meselede AKP’nin atacağı adım her ne olursa olsun CHP ve MHP’nin en sert muhalefeti ortaya koyacağı belli olduğuna göre, AKP’nin gerçekleştireceği anayasa değişkiliklerinin birkaç rötuştan ibaret kalması da ikinci bir yenilgi olarak görülecektir.
Tekel işçilerinin direnişi dolayısıyla AKP hükümeti, işçi ve çalışanların ekonomik ve demokratik haklarına “uzak” bir görüntü verdi. Çalışanların örgütlenme ve hak arama kabiliyetini artıracak yasal düzenlemeler, Avrupa Birliği standardında işçi ve memur hakları konusunda AKP’nin ilgisizliği her kesimin dikkatini çekti.
Bütün bu tıkanma alanlarında mantıklı, öfkesiz ve gerilimsiz bir tartışma ortamı yaratılması da mümkün görünmüyor.
CHP ve MHP’nin gerilim siyasetine, başta Başbakan olmak üzere AKP de uyuyor ve böylece bütün siyasi yapıdaki zayıflama görüntüsüne katkıda bulunuyor.
Manzaranın tümü, tek çıkış yolunun seçim olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki eylül ayında yapılacak bir seçim bütün bu meselelerin halka daha açık olarak anlatılması için son fırsattır. Ankara’nın uzun bir gerginlik dönemi yaşamasının kimseye bir yararı olamaz. Aklın gösterdiği tek yol, eylülde seçimdir.

