Stockholm - O salondan daha önce Necip Mahfuz geçti, ardında Mısır’ın gizemli kokusunu bıraktı.
Marquez geçti, Latin Amerika’nın neşesini ve acısını serpti.
Steinbeck geçti, sade Amerikan vatandaşının acılarını, duygularını, umutsuzluğunu bırakıp gitti.
Albert Camus geçti, insanın varoluşuyla ilgili sorunları duvarlara kazıdı gitti.
Hemingway geçti, insanın macera duygusunun sonu olmadığını anlattı ve gösterdi.
Bertrand Russel geçti, insanlık için insanlık hedefini koydu gitti...
İnsanlığı bir adım daha ileri götüren onlarca kişinin geçtiği o görkemli salondan geçen ilk Türk Orhan Pamuk oldu. Konuşmasını Türkçe yaptı, Türkçenin bütün inceliklerini kullanarak...
“Babamın Bavulu”
Konuşmasını oluşturan zihinsel yürüyüşü için eksen olarak babasını, babasının bavulunu seçmişti. Ölümünden bir süre önce babasının kendisine verdiği küçük bavulu...
Bavulun içindekiler, babası, çocukluğu ve kendisi arasında gidip gelerek insan olmaktan, hayattan, edebiyattan ne anladığını; Nobel’i hak eden yazarlığın sırrını ve anlamını anlattı.
Konuştuğu sırada o görkemli salondaki tüm izleyicilerin, -sadece Türklerin değil- gözlerinin nemlenişi görmek, bir kez daha yaşanamayacak anlardandı.
Salondaki İsveçlilerin bir bölümü konuşmayı İngilizce, Fransızca, Almanca metinlerden takip etti, ama çoğu dinledi, sadece dinledi.
Konuşmayı bazı Türk televizyon kanalları canlı olarak vermiş, ama birkaç kez tekrar edilmeli ve bu konuşmayı bütün Türklerin duyması, öğrenmesi sağlanmalıdır.
Bütün babalar...
Orhan Pamuk ilk romanını yazdıktan sonra babasına vermiş. Babası kitabı basılmadan önce okuyup bir gün Nobel’i alacağını söylemiş. Konuşmasının sonunda, teşekkür cümlesinden hemen önce “Babam 2002 yılı aralık ayında öldü” dediği sırada salondaki 400 kişi önce başlarını önlerine eğdi, “Bugün babam aramızda olsun çok isterdim” diye son cümlesini söyledikten sonra da dakikalarca ayakta alkışladı.
Oradaki herkesin babası Pamuk’un babasıyla birlikte, salona gelmiş, çocuklarının kalplerinden çıkarak salonu doldurmuştu. Alkışlar Orhan Pamuk’a, babasına ve herkesin kendi babasınaydı.
Yazdığın ve okuttuğun için...
Pamuk’un konuşması, dünyanın en büyük ve önemli edebiyat ödülünü almasının asla bir tesadüf ya da bir siyasi oyun olmadığının en büyük kanıtıdır.
Orhan Pamuk, kendisinden öncekilerden farklı olarak özgün sesini, İstanbul’un kokusunu, Türkçenin güzelliğini, Anadolu’nun derinliğini, baba-oğul ilişkisinin karmaşasını o salonun duvarlarına serdi.
Her Türk’ün Orhan Pamuk’a söyleyeceği bir tek söz var: Bize bu onuru yaşattığın, Türkçeyi dünyanın zirvelerine çıkardığın için, Türk kültürünün dünyanın hiçbir köşesinden geri olmadığını gösterdiğin için teşekkür ederim.
Teşekkürler Orhan Pamuk, kendimize olan güvenimizi kazanmamıza katkıda bulunduğun için. Yazdığın ve okuttuğun için teşekkürler.
Teşekkür ederiz Orhan Pamuk
O salondan daha önce Necip Mahfuz geçti, ardında Mısır’ın gizemli kokusunu bıraktı
Haberin Devamı

