Gelişmiş ülkelerin bütçelerinde milli eğitimin payı yüzde 18-25 arasındadır. Türkiye'de bu oran yüzde 7'ye kadar inmiştir. Bu da bütün Türk gençlerinin her bakımdan yarışmak durumunda oldukları ülkelerin gençlerine göre en az üç kat daha kötü eğitildiğini gösterir. Gelişmiş bir ülkede üniversite kapısına dayanan her genç Türkiye'de üniversite kapısına dayanan her gençten çok daha fazla donanımlıdır. Temel eğitimin düzeyi bu kadar düşük olunca milyonlarca genç insanın Türkçesi de kötü olacaktır, tarih bilgisi de zayıf olacaktır. Türkçesinin, anadili olduğu için kötü olmasının mümkün olmadığını zannedenler olabilir. Ama 300-500 kelimeyle konuşmaya ve anlaşmaya çalışan insanların, yazmaktan ve okumaktan hiç hoşlanmayan insanların hangi konuda, nasıl başarılı olacakları sorusuna cevap vermek de mümkün değildir.
Bu "tarih"le nereye kadar?
Tarih, bütün gelişmiş ülkelerde anadilin öğretimi kadar önemle el alınmaktadır. Bunun nedeni de basittir. Temel bir tarih bilgisine sahip olan insanların mensubu oldukları toplumun ve dünyanın bugünüyle yarını hakkında sahip olacakları düşünceler daha sağlam olacaktır, verecekleri kararlar daha doğru olacaktır. Fakat, eğitim meselesi sadece "bütçe", "kaynak" kavramlarıyla ilgili de değildir. Bu mesele, kendi toplumuyla ilgili bir "bilinç" ve ufuk meselesidir. Tarih bilgisini örnek olarak almaya devam edersek, Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaokul ve liselerde okutulan tarih kitaplarıyla son yarım yüzyıla damgasını vurmuş "Emin Oktay" kitaplarını kıyaslamak gerilemenin boyutunu gösterecektir. "Emin Oktay tarihleri" son elli yılda "yalan yanlış tarih" örnekleri olarak onlarca kuşağı temel tarih bilgilerinden yoksun bırakmıştır. Bu tarih anlayışına göre "Bizimkiler hep kahraman, cesur, adil ve başarılıdır". "Karşıdakiler hep korkak, dönek, hain ve kalleştir." Eğer "düşmanlar" karşısında bizimkilerin bazı başarısızlıkları olmuşsa bunun nedeni de "iç ihanetler"den başka bir şey değildir, normal olarak yenmemiz gerekenleri içerden vurulduğumuz için yenememişizdir. O zaman gelir Baltacı-Katerina hikâyeleri, o zaman gelir imparatorluğu dağıtan "azınlık" hikâyeleri, o zaman gelir İstanbul'un fethiyle ilgili uydurma hikâyeler, o zaman gelir Viyana bozgunlarıyla ilgili yalanlar dolanlar... Yine, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir "Türk imparatorluğu" olmadığını ve 19'uncu yüzyılda Avrupa'da yaşananları bilmeyenler, milliyetçi ayaklanmaları da "ihanet" ile açıklarlar.
Böyle eğitimle böyle siyaset
Yalan yanlış bilgiler tekrarlana tekrarlana güçlenir, "Emin Oktay tarihi"ndeki çarpıtmalar doğru sanıla sanıla bugüne gelinir. Bugün de ülkenin bugünü ve yarını hakkında karar verme imkânına sahip olanların bir bölümü ne yazık ki yanlış tarih bilgilerine sahip oldukları için yanlış kararların doğru olduğunu sanırlar, yanlış gözlemlerini fark edemedikleri için de toplumu yanlıştan yanlışa sürüklerler. Bilgisayar ve internet sayesinde on binlerce insan her gün tartışıp duruyor. Bunları şöyle bir gözden geçirmek bile, elinin altında bilgisayar bulunan ve büyük olasılıkla "iyi eğitim" aldığını düşünen insanların temel bilgilerden ne kadar uzak olduklarını göstermektedir. Uzun yıllardır temel eğitim kurumlarında ne doğru ve yeterli düzeyde Türkçe öğretilmektedir ne de temel tarih bilgileri verilmektedir. Eğitim düzeyindeki sürekli gerileme toplumun her kesiminde yansımasını bulmaktadır. Siyasetteki düzey düşmesinden yakınanlar, bunun nedenlerini çok uzaklarda aramasınlar.
Temel eğitim ve tarih
Gelişmiş ülkelerin bütçelerinde milli eğitimin payı yüzde 18-25 arasındadır. Türkiye'de bu oran yüzde 7'ye kadar inmiştir
Haberin Devamı

