Ankara'da bir telaş başladı. Bu tür telaşlar, ancak kendini başarısız görenlerde ve bir şeyleri kaçırmış olduğu duygusuna kapılanlarda görülür. Telaşın bir yanında "atamalar" var. Kamu bankalarının eski yönetimleri suçlanarak başlarındaki bütün bürokratlar görevlerinden alınmış, yerlerine "faizsiz bankacılık" denilen, uydurma bankacılık yapan kurumların başındakiler getirilmiştir. Bu atamaların bütün eski yönetimlerin görevden alınmalarıyla birlikte yapılmış olmasının yeni yönetim sorunlarına yol açabileceğini, anlaşılan bu işlemi yapanlar da bilmiyor ya da buna aldırmıyorlar. Yeni atananlara bakıldığı zaman, bu kadronun kamu bankacılığının son döneminde inançlı insanları kandırma ve kitabına uydurmadan ibaret olan faizsiz sistemi uygulayacakları anlaşılmaktadır. Kamu bankaları siyasilerin kontrolünde batırılmıştır. Varsın bir de "İslami bankacılık" oyunuyla bir süre oyalanılsın.
Bunların nesi "sürpriz"?
Ankara'daki telaşın bir başka yanı Tayyip Erdoğan'ın "sürpriz kaynaklarımız var" sözünün doğru çıkması için girişilen çabalardır. Bunlardan birinin "savaş tahvilleri" olduğu söylenmektedir. Savaş tahvilleri işi, Birinci Dünya Savaşı sırasında devletlerin borçlanabilmesi için bulunmuş bir yöntemdir. Aslında diğer borçlanma tahvillerinden bir farkları yoktur, sadece kağıtların üzerindeki yazı değişiktir. Birinci Dünya Savaşı'nda bu tahviller tabii ki halka satılamamış, bankalar ve varlıklı kuruluşlara "zorla" satılmıştır. Bu kağıtlar, havaya girip satın alan vatandaşların ise ellerinde kalmıştır. Şu anda devlet zaten iç borçlarını bu şekilde çevirmektedir. Adına "savaş tahvili" denmesinin tek anlamı yeni bir "duygusal" hava yaratmaktır. Hz. Ömer "fonu", maaşların yarıya düşürülmesi ya da yüzde 20 servet vergisi gibi tasarıların insanların gönüllü katılımını sağlayacağı çok kuşkuludur. Türk vatandaşları 1960'ta o zamanki yönetimin çağrısı üzerine alyanslarını, yüzüklerini götürüp devlete vermişler sonra bunların ne olduğunu hiçbir zaman öğrenememişlerdir. Yine aynı yıllarda çıkarılan "tasarruf bonosu" bütün ücretlilerin ellerinde kalmış küçük kağıt parçalarından ibarettir. Zaten vergisini ödeyen ve ağır geçim sorunları yaşayan kesimlerden bu kez de "gönüllü" vergiler ödemelerini istemenin ne sonuç vereceğini bu fikri ortaya atanlar iyice düşünmelidir.
Bilenlere danışsalar...
Kamu arazilerinin satışı ise, belki bugün hükümet olanlar bilmiyor olabilir, defalarca söz konusu olmuş ama hiçbir girişim başarıya ulaşmamıştır. Kamu arazisini işgal etmiş olanlar, kendilerinin zorla çıkarılmayacağını bildikleri için ve zaten maddi imkânları olmadığı için bunları satın almaya yanaşmamaktadır. Hükümetin ilgili kişileri daha önce bu konuda çalışma yapmış bürokrat ve siyasilerle konuşurlarsa bilgi sahibi olabilirler. Bu konu ayrıca tez ve kitap konusu da olmuştur, merak eden yetkililer onlara da bakabilir. Ankara'daki bu çabalamalar sadece telaş görüntüleridir. Bu projeler ve topyekün atamalarla bir yere ulaşılamayacağını bilmeyenler, hükümete güven sağlayacak ve ekonomiyi gerçekten harekete geçirecek şartların neler olduğunu öğrenmelidirler. Öğrenmezlerse, telaş içinde bir o yana bir bu yana savrulmaya devam ederler.
Telaşın sonuçları
Ankara'da bir telaş başladı. Bu tür telaşlar, ancak kendini başarısız görenlerde ve bir şeyleri kaçırmış olduğu duygusuna kapılanlarda görülür. Telaşın bir yanında "atamalar" var...
Haberin Devamı

