Haberin Devamı
Dışardan kim ne laf ederse etsin, geleneksel kompleksimiz hortlar. “Bizi tehdit ediyorlar”... “Bize düşmanlık ediyorlar”... “Zaten herkes bize düşman”... “Kimse bizi sevmiyor”...
Dünyadan hâlâ uzak durduğumuz için bir türlü gideremediğimiz bu kompleksimiz yine ortaya çıktı.
Avrupa Birliği sözcülerinin Türkiye’de demokrasinin hâlâ yerleşmemiş olmasına ilişkin eleştirileri üzerine yine birileri “tehdit ediyorlar” diye ayaklandı. Ayaklananların başında eskiden sosyal demokrat ve solcu olan ama bir süredir kurtuluşu faşizan çıkışlarda arayan çevre geliyor.
Türkiye AB üyesi olmayı kendisi istedi. Üyeliğin şartlarını bilerek istedi. Sırf üyelik sürecinin bile ülkenin demokrasi ve hukuk devleti yolundaki, özgürlüklerin gelişmesi yolundaki çabalara destek olacağını düşünerek istedi.
“Tehdit ediyorlar” diye bağıranlar ise Türkiye’nin AB üyeliği bir yana, gelişmiş ülkelerin standartlarına sahip olmasını istemeyenler, demokrasiden korkanlardır.
Türkiye’nin Avrupa demokrasilerinin hukuki, siyasi ve ekonomik düzeyine sahip olmasını isteyip istememek bugünün esas sorusu oldu.
Avrupa’da bize eleştiri yöneltenler, zaman zaman bize yabancı gelen bir üslup kullansalar da aslında “Türk dostu” olanlardır.
“Türk dostu” nitelemesini de geleneksel kompleksimiz nedeniyle pek severiz. Ama kimin dost kimin düşman olduğunu tespit etme yeteneğimiz de bir hayli zayıf.
Şu anda Avrupa Birliği’nden gelen eleştiriler, uyarılar yerindedir.
Türkiye’de demokrasi üzerinde hâlâ bir 301’inci madde ayıbı vardır. Türkiye’de hâlâ partiler kapatılıyor. Bazı anlı şanlı hukukçular tersini söylese de Avrupa’da 50’li yıllardan bu yana parti kapatmada sadece “şiddet” unsuru göz önüne alınıyor ve geçen yarım yüzyılda kapatılan parti sayısı bir elin parmaklarına ulaşmıyor.
“Tehdit ediliyoruz” diye bağıranlar aslında Türkiye’nin AB üyeliğine ya da standartlarına ulaşmasını istemeyenler. Ama bunu açıkça söyleyecek cesaretleri yok, o yüzden böyle bağırış çağrışlarla kafa karıştırmaya uğraşıyorlar.
Siyasi ve insani cesaretleri olsa çıkar açıkça AB üyeliğinin ve AB standartlarının Türk halkı için “fazla” olduğunu ve bu hayallerden vazgeçilmesi gerektiğini söylerler. Ama içinde bulundukları derin kompleks bunu yapmalarına da izin vermiyor.
Avrupa Birliği Türkiye’yi tehdit etmiyor, Türkiye’deki demokrasi standartlarının hâlâ çok geri olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Özgürlüklerin düşmanı CHP
AKP iki yıl sonra harekete geçti ve TCK 301’inci maddede, biraz da yasak savma kabilinden bir değişiklik yapmaya girişti. Bu değişiklikle getirilen “Cumhurbaşkanı onayı”nın tamamen hukuka siyaset karıştırılması olacağı günlerdir anlatılıyor. Halk tarafından seçilecek bir cumhurbaşkanının sokağın hoşuna gidecek kararlar alması tehlikesine de dikkat çekiliyor.
Ama CHP bunları söylemek, özgürlüklerin peşine düşmek yerine, özgürlük düşmanlığına devam ediyor.
CHP, kendisine model olarak radikal milliyetçiliği aldığından beri bir arpa boyu yol gidemedi, göstermelik “laikçiliği”nin de durumu idare etmekten öteye geçmediğini, aslında iktidar olmak istemediğini söyleyip duruyor.
Bu CHP’nin en temel özgürlüklerin karşısına çıkmasını hâlâ solculuk, demokratlık, laiklik zannedenler de artık gerçeği görmeye başladı. Ama CHP, asılları varken taklit bir “faşizan” üslupla hayatta kalmaya çalışıyor. Ondan sonra da “muhalefet yok” diyenlere kızıyorlar. Evet, demokrasiden yana ve sosyal demokrat bir muhalefet yok. AKP’den de daha geride anti-demokratik, kompleksli bir muhalefet var ve bu muhalefetin iktidar olma şansı yok.

