Haberin Devamı
Ergenekon ve Hrant Dink cinayeti davalarından söz ediyoruz. Bu iki davanın “kirli” bir dönemin tasfiyesi için hayati önemde olduğu binlerce kez söylendi, yazıldı.
Her iki davanın şu andaki durumuna bakıldığında “tavsama” işaretlerini görmemek mümkün değil.
Her iki davada da öyle görüntüler var ki, sanki görünmeyen güçler yeni sis bulutları salarak davaların sağlıklı ilerlemesini engelliyor.
Bu iki davanın yürüyüş süreçleri, Türkiye’nin artık gerçek bir “demokratik hukuk devleti” olmasının yollarını açacaktır. Açmak zorundadır.
1970’li yıllardaki Abdi İpekçi cinayeti ve diğer cinayetler, 1980’li yıllardaki Muammer Aksoy cinayeti ve diğer cinayetler, 1990’lı yıllardaki Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayeti ve diğer cinayetler, 2000’lerdeki Hrant Dink cinayeti ve birçok kanlı eylemle ilgili gerçekler aydınlatılmadığı sürece, bu kanlı sayfaları geride bırakmanın güvenceleri sağlanmamış olacaktır.
Ergenekon davası büyük bir gürültüyle başladı. Sonra iddianameye girmesi anlamsız bazı bilgilerin iddianameye konulmasıyla kafalar karıştırıldı dava başlarken çıkan bir “salon küçük” kavgasıyla da “sulandırma” faaliyetleri birkaç gün için de olsa başarıya ulaştı.
Bazı yayın organlarına aşırı bir şekilde “servis” yapılması ise bazı sorulara cevap getirirken bazı yeni soruları da yarattı.
Son günlerde de davaya katılması beklenen, Türkiye’ye getirilmesi gereken bir kişiyle ilgili hiçbir adım atılmaması yeni soru işaretlerini ortaya koyuyor.
Yine Hrant Dink cinayeti davasında artık ortalama bir gazete okurunun bile görebildiği ilişkiler bir türlü sorgulanmıyor, bazı “kamu” görevlilerinin bu ilişkiler içindeki yerleri araştırılmıyor.
Olup bitenleri izleyen vatandaşların, bu davalarla ilgili “tavsatma” çabalarını görmemesi olanaksızdır.
Bu gidişin sonucu da yargıyla ilgili, “adalet” kavramıyla ilgili soruların ortaya çıkması olacaktır.
Geçen otuz yılda yaşananlar, geniş bir kesimde “bu olaylar asla aydınlanmaz” inancının yerleşmesine yol açtı ki bu durum da yargıya güvenin azalışının başka bir işaretidir.
Ergenekon ve Hrant Dink davaları Türkiye’nin hem demokrasi, hem hukuk devleti olma aşamasını geçmesi için büyük fırsatlardır ve bu fırsatları heba etmek de demokrasiye, hukuk devletine ve toplumun “demokratik hukuk devleti” beklentisine ihanet olacaktır.

