Haberin Devamı
Meclis’in “demokratik açılım” tartıştığı dünkü toplantısı “tarihi” bir görüşme olarak kayda geçecektir. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Meclis, bu kadar açık olarak “Kürt meselesi”ni konuşmuştur.
Baykal’ın hatırladığı gibi, 20 yıl önce bir kişinin “Ben Kürt’üm” demesi mümkün değildi. Şimdiyse Kürt meselesi, değişik isimler, değişik vurgularla ama açık olarak tartışılmıştır.
Bu tür tartışmaların ardından sıklıkla “kim kazandı” sorusu sorulur. Dünkü görüşmenin kazananı kuşkusuz Türkiye’dir.
Büyük meselelerini açıkça konuşmayı başaran bir ülke, bunları çözme yolunda en önemli adımı atmış demektir.
Konuşmaları tek tek değerlendirdiğimizde, Baykal’daki kısmi yenilenme ve Erdoğan’ın bir aylık bir aradan sonra tekrar kararlılık ifade edişi öne çıkıyor.
MHP Genel Başkanı Bahçeli bugüne kadar sürdürdüğü politikayı tekrarladı. Ona göre Kürt meselesi yoktur, terör vardır. Demokrasi tehlikelidir, nitekim Osmanlı’da da Tanzimat’la başlayan bir süreç imparatorluğun dağılmasına kadar gitmiştir.
Bahçeli “açılım”a karşı çıkmaya devam edeceklerini tekrar ederken en sert tepkileri anayasal sınırlar içinde göstereceklerini belirterek sokağa çıkma heveslilerini de uyarmış oldu.
CHP Genel Başkanı Baykal çok başarılı olduğu laf oturtmalarının yanında bu kez önemli bir yeniliğe gitmiş, bugüne kadar içeriğinden hiç söz etmediği kendi imzasını taşıyan Kürt raporunun içinden bazı öneriler getirmiş. Baykal’ın “20 yıl önce insanlar ben Kürt’üm diyemezdi” sözü, aslında “Kürt sorunu yok” diyenlere verilmiş en veciz cevap oldu.
Bir gün önce CHP sözcüsü Onur Öymen’in 1938 Dersim olaylarını hatırlatıp bir tür tehditte bulunmasının yarattığı tepkiler devam ederken Baykal da 1915 Ermeni olayları dolayısıyla “aslında Ermenileri Kürtler kesti” anlamına gelebilecek bir sözü ağzından kaçırdı. Belki de “Ermeni olaylarında Kürtlerle birlikteydik” demek istemiş olabilir. Tam olarak ne demek istediğini kendisi açıklarsa öğreniriz.
Başbakan Erdoğan’ın konuşması ise muhalefete cevap niteliğinde, “ulusa sesleniş” unsurları bulunan; bir yanda “ulusalcı” duyarlıklara güven vermeye çalışan, diğer yanda da “Kürtlerin ve bütün azınlıkların sorunlarına biz sahip çıktık” vurgusunu taşıyan bir konuşma oldu. Ve konuşma ilerledikçe “ulusa sesleniş” vurguları ağırlık kazanmaya başladı.
Kuşkusuz ki Başbakan’ın konuşmasında “demokratik açılım”la ilgili yenilikler olacağına ilişkin beklentiler vardı. Buna karşılık konuşmada asıl vurgu, açılımın kararlı bir şekilde devam edeceği yönündeydi.
“Demokratik açılım” elbette uzun bir süreç olarak yaşanacaktır. Bu sürecin içine, demokrasinin diğer eksiklerinin de zaman kaybetmeden katılması aslında süreci daha da hızlandırabilir, kamuoyundaki bazı kuşkuları da giderebilir.

