Kıbrıs'ın tanınması konusu başta olmak üzere tüm anlaşmazlıklar, diplomatik manevralarla "donduruldu" ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasını öngören anlaşma imzalandı.
Böylece Türkiye'nin önünde bugünden itibaren büyük bir "değişim" dönemi başladı.
Gazeteler, televizyonlar günlerdir Avrupa Birliği Liderler Zirvesi'yle ilgili haberlerle dolu. Bu nedenle lafı uzatmak istemiyorum...
Belki şu gün için aşağıda yazacaklarım birçok kişiye "anlamsız" gelebilir... Ama ben tarihe not düşmek ve günü geldiğinde, "Ben dememiş miydim?" diye böbürlenmek için, yazmak istiyorum:
Bugün Avrupa Birliği'ne kayıtsız şartsız üyeliği savunanların yarısından fazlası, müzakereler başladıktan sonra en geç üç yıl içinde AB karşıtı olacak...
Bugün karşı çıkanların birçoğu ise, "Yaşasın Avrupa" diye sokaklara dökülecek...
Ne demek mi istiyorum?
Aşağıdaki yazıyı okuyun!
Neler değişecek?
VATAN, Avrupa Birliği'yle müzakerelerin başlamasıyla hayatımızın nasıl değişeceğini bugün büyüteç altına aldı.
Arkadaşlarımızın listesine ben de eklemeler yapmak istiyorum:
* Cinayetten, dolandırıcılıktan, sahtekârlıktan ve diğer yüz kızartıcı suçlardan yargılanan bazı zanlılar, milletvekili olup dokunulmazlık zırhına bürünemeyecek.
* Her seçim dönemi yaklaştığında, belediyeler kendilerine yakın müteahhitleri zengin etmek için, iki yıl önce yapılmış kaldırım taşlarını kırdırıp, yerine yenisini döşetemeyecek.
* Altlarında Mercedes olan ve devlet ihalelerine girip milyon
dolarlar kazanan bazı yüzsüzler, "yeşil kart" alamayacak.
* Gümrükler ve trafik başta olmak üzere, görevli memurlar "rüşvet tarifesi" belirleyip haraç kesemeyecek.
* Yabancı ilaç firmaları özel ilaç depolarına 80 milyon liradan sattıkları ilacı, SSK hastanelerine 240 milyon liradan satamayacak.
* "Derin" kavramı hayatımızdan silinecek. Devlette her şey şeffaf olacak.
* Katillere, dolandıncılara, gaspçılara her üç senede bir af çıkarılamayacak.
* Vergi kaçırmak, bütün çağdaş ülkelerdeki gibi devlete karşı işlenen en ağır suçlardan biri haline gelecek ve vergi affı tarihe karışacak.
* Devlet arazileri yağmalanamayacak.
* Devleti yönetenler "Verdimse ben verdim" diyemeyecek.
* Mallarına haciz konulan batık banka patronları, devletten gizledikleri yatlarını rahatça satamayacak.
* Adrese teslim yasalar çıkarılamayacak.
* Bilgi edinme hakkımız, "devlet sırrı" diye engellenemeyecek.
* Her mevkideki devlet görevlileri, devlet adına yaptıkları ihalelerden nemalanamayacak.
* Korsan kitap, CD, VCD'ye göz yumanın gözü çıkacak.
* Devletin suyu, elektriği kaçak olarak kullanılamayacak.
Bitti sanmayın... Bu listeyi bütün gazeteyi doldurabilecek kadar uzatabilirim.
Şimdi anladınız mı; "Bugün AB, AB diye çırpınanların önemli bir bölümü, üç yıl sonra 'Kahrolsun AB' diye bağıracaklar" dememin nedenini...
Bağırmayıp da ne yapsınlar? Saadet çarkları bozulacak!
Çocuklar ölmesin!
Ülkemizde her bin bebeğin 28'i, 1 yaşını doldurmadan ölüyor. Bu sayı, Yunanistan'da 5, Fransa'da ise sadece 4...
Kadınların yüzde 26'sı doktorsuz doğum yapıyor. Her yıl doğan 1 milyon 600 bin çocuğun yaklaşık 650 bininin nüfus cüzdanı bile çıkarılmıyor.
Çocukların yüzde 70'i, 5 yaşına kadar sadece bir kez doktor yüzü görebiliyor.
Bu bilgileri laf olsun diye vermedim.
Türkiye Bankalar Birliği, ülkemizde yaygın olan çocuk ve bebek ölümlerini en aza indirmek için uzunca bir süredir çaba gösteriyor. Kampanyanın adı, "Türkiye'nin Geleceği İçin Çocuklara Sağlıklı Bir Gelecek."
Bu uğurda bugüne kadar toplam 550 milyar lira harcandı; şimdi bu koşu daha da hızlanarak sürecek.
Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği ile Anne Çocuk Eğitim Vakfı ihtiyaç sahibi hastaneleri belirleyecek, Türkiye Bankalar Birliği de bu hastanelere tıbbi cihaz bağışlayacak.
Bankalar Birliği yöneticilerini yürekten kutluyorum.

